“Bu Daha Başlangıç Mücadeleye Devam”
10 Aralık 2018 Pazartesi Saat 07:46
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Kasım Engin

Dönem tam da; “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” dönemidir. Nedeni ise açıktır; karşıt devrim güçleri topyekûn saldırı içerisine girmişlerdir.

5 Kasım 2018 günü ABD İran’a karşı yeni ambargo planını açıklayarak bir saldırı başlatmıştır. Ertesi gün ise PKK’nin öncü kadrolarından üç devrimciye ise başlarına para ödülü koymuşlardır. Henüz bunlar devrede iken Rojava sınırına TC devleti bomba yağdırmaya başlamıştır. Tüm bu işleri yaptırtan, yaptırtmasa bile bu işleri yapanların yanında duran ABD, sözde Rojava sınırlarını korumak için hızla Kuzey Doğu Suriye yönetimiyle ilişkilenerek, sınırları koruma vaadiyle, Rojava sınırlarının kuzeye bakan cephesinde devriye atma ve gözetleme kuleleri kurmuştur. Dahası bunların mürekkebi kurumamışken YNK Tevgera Azadi ve RJAK’ın bürolarını kapatmıştır. Elbette saldırılar bunlarla sınırlı değildir, daha da fazlası vardır.

Öyle görülüyor ki, devletlerarası güçler ile kimi bağdaşıkları yeniden Kürt Özgürlük Hareketine karşı komployu güncelleme peşindedirler.

Biliniyor, 20 yıl önce Rêber Apo’ya karşı bir cadı avı ardından 32 devletin ve birçok farklı kuruluş ve Kürt işbirlikçisinin de katılımıyla bir komplo geliştirilerek tutsak alınmıştı. Rêber Apo’yu tutsak etmenin en temel nedeni, Rêber Apo’nun emperyal planlara çomak sokmasıydı. Emperyal güçlerin Kürt işbirlikçiliğine dayalı çözümü Rêber Apo ile tehlikeye girmişti. Öyle ki birçok işbirlikçi çevre teşhir ve tecrit olarak toplumun karşısına çıkamaz olmuşlardı. “Bir kedim bile yok” diyen Kemal Burkay ismindeki kişilik bunlardan sadece bir tanesiydi. Ve elbette emperyal güçler Rêber Apo’ya Kürt sorununa demokratik ve halklar lehine çözüm yaklaşımlarından dolayı sadece saldırmamışlardı. Aynı zamanda Ortadoğu’ya yönelimlerini gerçekleştirmek isterlerken, Rêber Apo’nun bu planlarını bozabileceğinden korkmuşlardı. Tüm bunlar ve daha fazlası; devletlerarası güçlerin, işbirlikçi kişi ve kurumlarının gerçekleştirmiş oldukları komplolarının gerekçeleriydi.

Evet, kendilerince Rêber Apo’ya yönelerek, tutsak alarak hem Kürt işbirlikçileri öne çıkarılacak hem de emperyal güçlerin planları pratikleşecekti. Ve tabi yapabilirler ise Rêber Apo’dan koparılmış bir PKK’yi yumuşatarak denetim altına alacaklardı. Düğüm, bilinen yeniden pişirilip pişirilip servis edilen temcit pilavı gibi tekrarlanan; APO’YA HAYIR PKK EVET! projesiydi.

Ancak proje tutmadı. Bilinmiyor ki, dünya sadece kendilerinden ve kendi iradelerinden oluşmuyor. Kendilerince çok etkili olabilirler, etkileme güçleri de olabilir ancak son tahlilde sadece etkileyebilirler, yönlendirebilirler. Esas olan belirleyen olabilmektedir. O da, insanın ta kendisidir. Eğer bir insan ya da içerisinde yer aldığı hareket etkilenme temelinde yolundan çıkartılabiliyorsa orada, öz güce dayalı kişilik yapılmasında zayıflıklar ve yetersizlikler var demektir. Esas olan iç dünyadır, dış dünya sadece etkileyendir.

Evet, bunun için 32 dünya devletiyle, bir sürü işbirlikçi kişilik ve örgütle devasa bir komplo örgütleyebilmiş olsalar da, 20 yıl sonra geriye bakıldığında geriletilmiş bir Rêber Apo ve zayıflatılmış bir PKK değil, güçlenmiş bir Rêber Apo ve güçlenmiş bir PKK vardır. Kürdistan’da sınırlandırılmaya çalışılan Rêber Apo halkların önderliği olarak kabul görmeye başlarken, PKK Şengal ve Rojava direnişleriyle Ortadoğu çapında en etkili siyaset yapan bir hareket haline gelerek halklar nezdinde umut taşıyan olmuştur.

Özcesi, emperyal güçler ile onların projeleri olan işbirlikçilerin politikaları tutmamıştır. Güçlenen özgürlükçü halk eğilimi olmuştur.

Şimdi yeniden emperyal güçler Ortadoğu’ya başka bir hamle temelinde hareketleniyorlar. Kendilerince 1990’larda ilk müdahalelerini gerçekleştirdiler. Bazı değişiklere yol açtılar. 2001 yılında Afganistan’a saldırarak kendilerince Haçlı Seferlerini derinleştirdiler. Ardından 2003 yılında Irak’ı düşürerek Ortadoğu projelerini daha açıktan dillendiren oldular. Malum bu projenin eş başkanı namı diyar Recep Tayip Erdoğan ismindeki faşistti. Ortadoğu’ya daha fazla biçim vermek için önce Libya ve Mısır peşinden ise 2011 yılında Suriye’ye el atarak kan gölünü çevirdiler. Suriye bilinenden de çetin bir ceviz çıktı. El Nusra ve benzeri hareketleri harekete geçirerek sonuç almaya çalışmış olsalar da, Suriye’de Rêber Apo’nun Üçüncü Çizgi dediği stratejiyle Kürtler büyük kazandılar. Bu kazanımların tümü halen garanti altına alınmamış olsa da, Ortadoğu’ya Demokratik Ulus çizgisiyle en önemli alternatif bir çizgi olduğunu gösterdi. Buna hazmedemeyen aynı güçler bu durumu tersine çevirmek için bir sürü hile ve oyunun peşindedirler. Belirgin olarak görülen faşist TC devletiyle tehdit ederek güya özgürlük çizgisinden kopartıp sermayenin yanına çekecekler. Bunun ise yolu PKK’ye Hayır, PYD ve benzeri örgütlere Evet olarak görüyorlar.

İşte tüm bu gelişmeler yaşanmışken emperyal güçler Ortadoğu’nun en etkili güçlerinden olan İran’ı zayıflatarak sonuç almak için yeni bir hamle başlatma kararı aldılar. Görüldü ki, Ortadoğu’da İran ve Türkiye değişim ve dönüşüme uğratılmadan, sonuç alamayacaklardır. Türkiye’nin faşist yönetimi bu durumu erkenden görerek bir sürü hileli yola başvurmanın yanı sıra, 15 Temmuz’da Erdoğan’ın darbesiyle ABD yanlı tüm yapılara sert yönelerek zayıflattılar ve tabi bir de Rusya kartına yüklenerek son 200 yıldır büyük hilelerle jeo stratejik ve jeo politik konumunu da kullanarak bir denge oluşturmasını da bildiler.

Bu durumda ABD ve diğer emperyal güçlere kalan, TC’yi yanlarına alarak İran’a yüklenmek kalmıştır. Yapılan da şimdilik budur. Faşist Erdoğan’a İstanbul’da kol germeler, Merkel Almanya’sının aracılığıyla ekonomik felaketlerden çevirmeler derken Gri Spi ve Kobanê bombalar attırmaların tümü ve daha fazlası faşist Erdoğan’ı destekleme temelinde yanına çekme adımlarıdır. İran kuşatılırken TC’yi İran ambargolarında muaf tutmak, İran’ı düşünmek değildir, TC’nin yıkılmasının önünü almaktır. Hiç şüphe yok ki, en önemli adımlardan bir tanesi ise PKK’nin öncü kadrolarından 3 devrimcinin başına konulan para ödülüdür. Peşinden ise Tevgera Azadi ile RJAK bürolarının kapatılmaları da aynı minvalde atılan adımlardır.

Özcesi, bir yandan Rêber Apo’ya karşı korkunç bir tecrit uygulanırken, onun yol arkadaşları ve PKK’nin 3 yöneticisinin başlarına ödül koymak ve giderek daraltmaya çalışmanın projelerinin tümü, İran’a karşı yapılacak yönelimlerde faşist Erdoğan’ı yanına çekmek adımları olmaktadır. Ve tabi daha da önemli olan ise İran kuşatılırken özgürlük hareketinin bu girişime çomak sokabileceği gibi, Demokratik Ulus çizgisiyle kendi projesini gelişecek sürece dayatma potansiyeline sahip olmasının yüksek oluşudur. İşte özgürlük hareketine ve öncülüğüne saldırı ile Rêber Apo’ya karşı yoğun tecridin özü bu gerçekliktir.

Bu gerçeği bilerek olup biteni hem görmek, hem de bu talihsiz ve uğursuz devletlerarası oyunu bozmak tüm sol-sosyalist, devrimci demokratların asli görevi olacağı gibi özgücüne dayanarak ayakta kalmak isteyen Kürt yurtseverlerinin de görevidir.

Bilinsin ki, komplo ve şer güçleri çok zayıftır. Sözde bu komploda en etkili rol oynatılacak güç faşist TC devletidir. Bu faşist devletin ne halde olduğu, hangi yol ve yöntemlerle yürütüldüğü gözler önündedir. Tam bir çapulcular devleti haline gelen bu yapı, “Ya İstiklal ya Ölüm” diye alarm sinyali veriyor. Ekonomik olarak çöküş halinde, dibe vuruyor. Ruhsal olarak cinnet halini yaşıyor. Toplumu param parça edilmiş bir yapının bırakalım bu komploda etkili bir güç olarak yer alması, ne zaman ve nasıl gideceğini ise tarih gösterecektir. Diğer güçler de benzer bir durumu yaşıyorlar. Yani komplo güçleri 20 yıl önceye göre zayıftırlar. Parçalıdırlar. Özgürlük güçleri ise 20 yıl önceye göre daha güçlü ve zindeler. Ortadoğu çapında etkili oldukları gibi, sol-sosyalist-demokrat cephede daha fazla birbirine yakındırlar. Özcesi, komplocu güçler zayıf, özgürlükçü güçler ise daha güçlüdürler.

Bunun için; “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” diyerek Leyla Güven etrafında giderek gelişen dik duruşu çok daha güçlü bir direniş hattı temelinde örmek, geliştirilmek istenen hem devletlerarası yeni komploları boşa çıkartacak hem de önümüzdeki dönemde daha da azgınlaşarak sol-sosyalist-demokrat ve tabi ki tüm Kürtlere karşı saldırganlaşacak faşist bir Erdoğan’ı durdurabilecek tek çözüm ve çıkış yoludur.

Kasım Engin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA