Yerel Seçimlerde Açığa Çıkan Anormal Gerçekler
08 Nisan 2019 Pazartesi Saat 05:34
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Kasım Engin

Türkiye ve Kürdistan’da, anormal şartlarda bir yerel seçim yapıldı. Anormal şartlarda yapılmasına rağmen Erdoğan faşist bloku seçimlerin normal şartlarda yapıldığının havasını ısrarla vermeye çalıştı. Ancak seçim atmosferi ısındıkça, anketlerde faşist blok geriledikçe, sözde normal olan seçimlerin dili anormale daha doğrusu var olan normale dönmeye başladı. O da doğası gereği, hem dilde hem de pratik yaşamda saldırganlık oldu.

Faşizan ortamlarda normalinde seçimlere kendilerini demokrat bilenlerin katılmaları da anormaldir. Normalinde faşizan şartlar varsa, yani demokratik ortamlar yoksa -ki seçimlerin bir ön şartı demokratik bir ortamın var oluşudur-kendilerini demokrat bilenler seçimlere gitmez.

Biliniyor, faşizan ortamlarda ortaya çıkacak tablo her zaman faşizan yapıların oluşturdukları baskı rejimiyle sonuçlar hep neredeyse yüzde yüzlük oy oranıyla faşizan bloklara çıkmıştır. Bunun böyle olduğunu Hitler’de, Musolini’de, Pinochet’te, Kenan Evren’de, Saddam’da, zamanında Hafız Esad’da görebildiğimiz gibi böyle rejimlerin tümünde ortak bir nokta hep bu olmuştur.

Faşizan şartlar olmasına rağmen kendilerini demokrat bilenler yine de seçimlere gitmişlerdir. Nedeni ise, faşizan blokunun halen kendilerini, bir; tam olarak kurumsallaştıramadıkları, iki; faşizan yapılarını oluştururlarken Hukuku kendilerine zemin yapmalarıdır. Erdoğan faşizmi bir nevi bir Anayasal Diktatörlük, Anayasal Faşizm olmaktadır. Zaten faşizan bir Anayasa olan 12 Eylül rejimiyle yürütülen bir Türkiye Cumhuriyeti devleti var iken, bu faşizan hukuku ele geçirmeleriyle birlikte, bu faşizan olan hukukun tüm nimetlerinden faydalanarak bir bir tüm kurumları ele geçirerek, faşizan yapılarını kurumsallaştırmayı kendilerine esas almışlardır. Üç; adım adım hem oluşturdukları hem de ele geçirdikleri medya gücüyle, muhaliflerini tek tek hem teşhir etmeleri, hem tecrit etmeleri hem de yalanlarla yürüyen anti demokratik ortamı sanki demokratik bir ortam varmış yanılsamasını yaratmalarıdır. Dört; milliyetçiliği ve dinciliği körükleyerek Yeni Osmancılık hayalleriyle dışarıya karşı oluşturdukları saldırganlıkla birlikte içe dönük başka gördüklerine karşı geliştirdikleri saldırılardır. Ve tabi bunları yapa bilmek için yıllardır üzerinde çalışıpta hazırladıkları faşizan milis yapılarıyla kendilerinin bizatihi hazırlayıp gerçekleştirdikleri sahte 15 Temmuz darbesinden söz bile etmiyoruz. Öyle ki, Tanrının Lütfu dedikleri darbe ile faşizan kurumsallaşmaya hiç olmadığı kadar hız verebilme imkanını ele geçirerek, birçok çevreyi tasfiye etmenin zemini haline getirmeleri de cabası.

Elbette bu minvalde daha sıralanacak birçok husus vardır. Ancak yukarıda ifade edilenler, olup bitenin anlaşılması açısından bile yeterlidir.

Erdoğan faşist bloku yukarıda sıralananlar temelinde her seçimi kendilerini sağlamlaştırmak için etkili bir şekilde kullanmışlardır. Bu temelde faşist blok Yerel seçimlere de aynı mantıkla yaklaşarak, anormal olan ortamı sanki normalmiş gibi göstererek, kendilerince faşizmi kurumsallaştırmada son darbelerini vurarak, önemli bir süreci kendileri açısından kapatacaklardı.

Onlarca hile, çalma, baskı, satın alma, kaçırma, kaydırma, miting yaptırtmama, cenaze kaçırma, demagoji derken anormal sürece denk ne kadar anti demokratik ve faşizan uygulama varsa, yapıldı. Türkiye’de de birçok faşizan uygulamaya tanık olunsa da, esasta faşizan uygulamaların pratikleştiği saha Kürdistan oldu.

Buna rağmen, 31 Mart günü seçimler yapıldı ancak faşist blok 17 yıl sonra ikinci kez ciddi bir darbe aldı. İlk darbeleri 7 Haziran 2015 seçimleri idi. O yenilgiyi zamanında MHP ve Ergenekonla oluşturdukları faşist blokla büyük bir saldırganlıkla bertaraf edebilmişlerdi. Şimdi ise ikinci bir darbe alarak ancak bu kez, ilk kez kendileri için son derece önemli olan stratejik merkezleri kaybettiler. Kendilerinin deyimiyle ”İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” gerçeği ortaya çıkmıştır. Ve sadece İstanbul’u kaybetmemişlerdir, Ankara’yı, Adana’yı derken böyle ne kadar önemli büyük şehirler varsa, ağırlıklı olarak hepsini kaybetmişlerdir.

Diğer ikinci bir darbe ise Kürdistan’da ortaya çıkmıştır. On binlerce polis ve asker kaydırarak, binlerce insanı alanda çıkartıp oy kullanmalarını engelleyerek, binlerce insanı zindana tıkayarak ve en önemlisi de seçimlere giren bir partinin neredeyse tüm yöneticilerini ya tutuklayarak ya da çalışamaz kılarak işlevsiz hale getirmelerine rağmen, hiç beklemedikleri bir şekilde büyük bir oy oranıyla birçok belediyeyi HDP’nin alması olmuştur.

Öyle söylendiği gibi orayı burayı alarak, ya da balkonda Kürt vatandaşlara teşekkür mesajlarının tümü bir kandırmacadır. Tam bir faşizan yapıyla yönettikleri Kürdistan’da tam 62 belediyeyi HDP yine almıştır. Böyle bir seçimde ortaya çıkacak tablo normalinde ancak birkaç belediyenin HDP tarafından yeniden alına bilinmesidir. Ancak tablo böyle değildir, tam tersine 7-8 ili yeniden HDP almıştır. Kaybettikleri dedikleri yerlerde ise on binlerce asker ve polisin oyu vardır, oylarını kullanmaya izin verilmeyen ise yüz binler vardır.

Daha açık bir ifadeyle, Kürdistan’da Faşist Blok hezimete uğramıştır. Öyle söylendiği gibi HDP stratejisi çökmemiştir. Batı’da kaybettirme Kürdistan’da kazanma stratejisi başarılı olarak kazandırtmıştır. Başkada söylenenler lafı güzaftır. Ya da Türk milliyetçilerinin sıklıkla severek sarf ettikleri, o meşhur sözleriyle ifade edecek olursak; teferruattır.

HDP yıllardır Türkiye’lilik vurgusu yapmasına rağmen bir türlü bir Türkiye partisi olmasını becerememiştir. Ancak yerel seçimlerde denilebilir ki, ilk kez HDP bir Türkiye partisi olmuştur. Türkiye partisi olmak demek Türkiye’deki seçimlere nüfus etmektir, etkide bulunmaktır. Nitekim HDP Türkiye’de etkide bulunarak Faşist Bloku hezimete uğratmıştır. Kürdistan’da ise kazanmıştır. Kaybettiği söylendiği yerler ise Kürdistan için stratejik olupta faşist blokun tümden el koyduğu yerlerdir. Bunların başında ise Şırnak gelmektedir. Bunlara Eruh’u, Şemdinliyi, Halfeti’yi de ekleyebiliriz.

Unutmayalım ki, bir darbe sürecinde yaşanmaktadır. Faşizm tümden hakim olmamış olsa da, önemli oranda kendilerini ya kurumsallaştırmaya çalışmakta ya da kimi yerde kurumsallaştırmışlardır. Böylesine bir ortamda Türkiye’de kaybetmeleri, Kürdistan’da ise Kayyumlarıyla def olup gitmeleri, tarihidir. Sonun başlangıcı sözünü herhalde bu kez kullanmamız yerinde olacaktır.

Evet, Seçimlerde açığa çıkan en önemli gerçek; faşist blokun Sonun başlangıcına gelmesiyken, demokratik yapıların ise faşizmin o kadar güçlü olmadığının ortaya çıkan gerçeğidir.

Kasım ENGİN 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA