Çöktürtme Planı 31 Mart İle Çökmüştür
16 Nisan 2019 Salı Saat 05:46
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Kasım Engin

Türkiye’de faşizm kendini kurumsallaştırmak için hamleler üstüne hamleler yapmıştır. Faşizmin en ileri düzeyde kurumsallaşma adımı hiç şüphe yok ki 15 Temmuz Erdoğan darbesi olmuştur. 15 Temmuz darbesi ile Erdoğan en ileri düzeyde nemalandığı Fettulah Gülen Hareketi’ni tukaka ederek, tasfiye etmiştir. Hem de öyle bir numara ki, Fetullah Gülen hareketi bile halen ne olup bittiğin anlayamamıştır. Anlayamadıkları içindir ki, Erdoğan gibi faşist bir kişiliğe karşı nasıl mücadele edeceklerini de halen bilememektedir.

Çünkü Erdoğan kişiliği öyle bir kişiliktir ki: ”Tayyip Erdoğan için herkes, her şey kullanılarak işi bittikten sonra da atılır. Tayyip Erdoğan için bir kişinin, bir durumun değeri kullanılacak kadardır. Eğer o kişi ve durumun kullanılacak, yararlanılacak bir değeri kalmamışsa o zaman çok rahatlıkla acımasız bir şekilde atılır. Tayyip Erdoğan ve hükümetinin bu iktidarına ve yaptıklarına bakıldığında bu gerçeklik, hakikat tüm varlığıyla ortada durmaktadır. Tayyip Erdoğan ve hükümeti için herkes, her şey kullanım içindir. Bundan öteye bir değeri ve anlamı yoktur.”

Böyle olan bir Erdoğan kimin ile ilişkilenmiş ise onları kullanıp tasfiye ederek, kendini hakim kılmış ve adım adım faşizan bir rejime doğru ilerlemiştir. Demokrat Muhafazakarlıktan bugün gelinen nokta en ileri düzeyde kafataşçı Türkçülük olmuştur. Yüzlerce kez Kürt ve Kürdistan demiş, şimdilerde vardığı ye ise kafa taşçı Türkçülük ile ne Kürt ne Kürdistan’ı demekte, hatta buralarda Kürdistan diye bir yer mi vardır diyerek, neme nem faşist bir kişilik olduğunu göstermektedir.

Anayasal Diktatörlüğü bire bir uygulayan Erdoğan -şimdilerde Bahçelileşmiş bir kişilik olarak- faşizmi kurumsallaştırmak için son bir hamle olarak yerel seçimleri büyük bir çoğunlukla ele geçirerek tümden dikta rejimini ilan için hazırlanırken, 31 Mart yerel seçimlerinde, hiçte beklemediği ve kimsenin tahmin bile etmediği bir darbe yiyerek, tümden hakim oldukları İstanbul, Ankara, Adana’yı -kaybettikleri gibi- Mersin ve Antalya’yı da yitirmişlerdir. Dahası birçok farklı yeri de Faşizmini ilan etmek üzereyken, yitirmiştir.

Şimdiki hali ile, Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 65’ini MHP-AKP dışındakiler yönetecektir. AKP-MHP’nin elinde ise geri kalan yüzde 35’lik bir nüfus oranıdır. Sadece İstanbul ve Ankara Türkiye’nin yüzde 25 demektir. Ve her iki yerde AKP-MHP dışındakiler kazanmışlardır. Buna Adana, İzmir’i de eklediğimizde bu oran otomatik olarak yüzde 35 yaklaşmaktadır.

AKP-MHP’nin dışındakilerin kazandığı belediyeler aynı zamanda ekonominin de merkezidirler. Muhtemelen bu belediyelerin ekonomik güçleri yüzdelik orana vurulduğunda 70’leri rahatlıkla geçecektir. Biz buradaki aydın-entelektüel, sanatçı, sporcu derken yaşamın içerisinde etkili olan çevrelerin yüzdelik oranlarını ekleme gereği bile duymuyoruz.

Dahası, AKP-MHP’nin en büyük iddialarından bir tanesi Kürdistan’ı tümden teslim alma projeleriydi. Kürdistan’da onlarca belediye kayyum atayarak el konularak gasp edilen belediyeleri, 31 Mart seçimlerinde HDP geri aldı. Onca baskıya, hileye, kaydırmaya, zora, çalmaya, bölmeye, ekonomik satın almaya rağmen, Kürdistan’da 60’ın üzerinde belediyeyi HDP almıştır. Şimdi bunların bazılarını yine çalmaya çalışsalar da yaşanan gerçeklik budur.

Demokratik Kürt Siyasetini tasfiye etmek isteyen MHP’lileşen AKP daha doğrusu Erdoğan, bırakalım Demokratik Kürt Siyasetinin tasfiye edilmesini, Demokratik Kürt Siyaseti hem Kürdistan’da güçlü bir şekilde varlığını-onca faşizan uygulamaya rağmen-korumuş, hem de batı da yani Türkiye’de AKP-MHP ikilisine Kürt ve Demokrat seçmen oylarını CHP’ye kaydırarak öyle bir kazık çakmıştır ki, hokus bokus filipus numaralarıyla çuvallarda tavşan çıkaran cambaz Erdoğan, çıkara biliyorsa bu kazığı çıkara bilsin.

31 Mart seçimlerini faşizmi kurumsallaştırmanın en etkili aracı olarak kullanmayı düşünen AKP-MHP, bir seçimle birdenbire Türkiye’nin yönetimini-nüfus, ekonomik, kültürel vs- kaybetmişlerdir. Bir seçimle birdenbire sadece kırsal partisi ve Cumhurbaşkanı olan bir Erdoğan ile karşı karşıyayız. Belki de kırsalın Cumhurbaşkanı dememiz de yanlış olacaktır, nitekim Bahçelileşmiş Erdoğan’ın kendisi de sürekli aynı zamanda bir partinin genel başkanı olduğunu söylediğinde göre, 31 Mart seçimlerinde AKP-MHP kırsalın partisi durumuna düşmüştür.

Uzatmadan belirtelim ki, Bahçelileşmiş Erdoğan’ın en büyük icraatı Kürtlere karşı geliştirmiş oldukları ÇÖKTÜRTME PLANI idi. ÇÖKTÜRTME PLANI ile Kürtler ezilecek, sürülecek ve de teslim alınacaklardı. İradeleri kırılmış, bezgin, çaresiz duruma getirilmiş Kürtler tek seçenek olarak AKP-MHP faşist rejimine teslim olacaklardı ve AKP-MHP’nin ÇÖKTÜRTME PLANI galebe çalacaktı. Kürtleri hizaya getirenler elbette Türkiye’de yönetim olmayı on kez de olsa hak etmiş olacaklardı.

Ne var ki, evdeki hesap çarşıya uymadı ya da tersi. Çarşıda olup bitenler evdeki plana göre olmadı. Kürtler 31 Mart seçimlerinde AKP-MHP’ye ya da Bahçelileşmiş olan Erdoğan’a öyle bir kazık çaktılar ki, çıkarabilecek iseler çıkarabilsinler.

Kasım ENGİN 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA