Kasım Engin
Direnişte Bir Milim Geri Adim Yok
15 Mayıs 2018 Salı Saat 10:31

18 Mayıs. Türkiye ve Kürdistan toplumları için tarihsel öneme sahip olan bir gün. İbrahim Kaypakkaya’nın 1973 yılında Diyarbakır işkence hanelerinde, Haki Karer’in 1977’de Antep’te hain bir pusuda alçakça katledildikleri günün yıl dönümü.

İbrahim Kaypakkaya’nın şahdetinin üzerinden 45, Haki Karer’in ise 41 yıl geçti. Fakat fikirleri, mücadeleleri ve anıları hala o tazeliğini, canlılığını koruyor ve hala da bu yönleriyle, Kürdistan ve Türkiye toplumlarına yol göstermeye devam ediyor.

İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer tüm yaşamlarını halklarının özgürlüğü ve kurtuluşuna adamışlardır. Son nefeslerini verdiklerinde de yoldaşlarına, halklarına bu yolda nasıl bir yürüyüşün sahibi olunabileceğini göstermişlerdir.

Kürdistan ve Türkiye halklarının özgürlük ve kurtuluş mücadelelerine, bilinçlerine bu yönleriyle kazınan İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer’i anlamanın, yaşatmanın çok daha önemli hale geldiği bir süreçten geçiyoruz. Denilebilir ki, içinde bulunduğumuz böylesi bir süreçte, İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer, Türkiye ile Kürdistan’da sömürgeci faşist diktatörlüğe karşı yürütülmekte olan mücadele de yol gösteren birer meşale haline gelmişlerdir.

İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer; Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve diğer devrimci önderlerle birlikte, Kürdistan ve Türkiye halklarının tarihine büyük kahramanlıkların yaşandığı, bedellerin ödendiği ve bu yönleriyle mücadele tarihine bir daha silinmemecesine kazılan, kazanımların yazıldığı, ilk gününden son gününe  kadar; sosyalizm, devrim ve özgürlük mücadelesinin büyük bir kabarış yaşadığı 1970’li yıllara damgasını vurmuşlardır.

Kuşkusuz 20.yy’ın son çeyreğine girerken Kürdistan ve Türkiye devrimlerinin yaşadığı gerçeklikle, 21.yy’ın ilk çeyreğinin  yaşandığı günümüzün koşulları arasında birbirleriyle mukayese edilmiyecek kadar farklılıklar vardır. Ama böyle de olsa, günümüzde sömürgeci faşist saldırıların, bugüne kadar yaşanmış olanların katbe kat aşıldığı koşullarda 1970’li yılların yıllarda yaşanmış olan yükselen bu devrim mücadelesinden ve öncülerinin yaşamlarından, pratiklerinden çok güçlü sonuçların çıkarılması gerekmektedir. Ki, bu yerine getirilmesi gereken görev ve sorumluluklar bugünün Kürdistan ve Türkiye devriminin yaşadığı sorunları aşmak ve devrimi zaferle taçlandırmak için de bir zorunluluk haline gelmiş bulunmaktadır.

Mahir Çayan, daha sonra “Toplu Yazılar” adıyla yan yana getirilen yazıları içerisinde, Kürt sorununu;  Misak-i Milli sınırları içerisine hapsetmeyen, fakat Misak-i Milli sınırları dışına çıkararak açıklayan bir yaklaşımı kabul etmeyen bir görüşün sahibi olurken, Deniz Gezmiş’te idam sehbalarında “ Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Kardeşliği” diye dile getirdiği sözleri ile Kürt sorunu karşısındaki tutumunu çok net bir şekilde ortaya koymuştur. İbrahim Kaypakkaya ise “Kemalizmin” eleştirisi ile o zamanın sol hareketleri içerisinde gerçekleştirdiği çıkışı, katılmış olduğu Fikirler Kulübünün İkinci Kurultayından “kovulma” pahasına da olsa, savunduğu “Kürtlerinde bir ulus olduğu” o nedenle de “kendi kaderlerini belirleme hakları vardır.” görüşüyle daha ileri bir safhaya taşımıştır.

Gerek Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş’in gerekse de İbrahim Kaypakkaya’nın o günün koşulların da dile getirdikleri bu cesur görüşler Türkiye devrim tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Kürtlerin adının anılmadığı, Kürdün aslını saklamak zorunda bırakıldığı öylesi bir süreçte bu devrimci önderlerin gerçekleştirmiş oldukları bu çıkış, aslında o zamana kadar Kürt sorunu üzerine dökülen betonun dağıtılması içinde gerekli olan düşünsel bir çıkışın gerçekleşmesinin koşullarını da yaratmıştır. Önder Apo’da bu gerçekliği Kürdistan Devriminin Yolu’nu belirleyip, bu doğrultuda daha ilk adımını atarken dile getirmiş ve bu cesur devrimci önderlerin anılarını sahiplenerek, mücadele miraslarını da devraldığını dile getirmiştir.

Önder Apo Kürdistan Devriminin Yolu’nu belirlerken, yanında olan ilk arkadaşlarından biri de Haki Karer’dir. Ankara’da tutuklu olarak bulunduğu sıkıyönetim cezaevinden çıktığı zaman ilk gittiği adres iki Karadenizli öğrencinin; Haki Karer ve Kemal Pir’in kaldığı ev olmuştur. Haki Karer’le Önder Apo arkadaşlığı böyle başlamıştır. Aslında Önder Apo’nun iki Karadenizli öğrenci ile başlayan bu arkadaşlığı Kürdistan ve Türkiye toplumlarının ilk defa gönüllü, kendi iradeleri ile kardeşleşme, birlikte yaşama ve hareket etme yönünde bir kararlaşma içerisine girmeleri anlamına gelmiştir. Zaten o günden itibaren de “Türkiye halkının özgürlüğünü, Kürdistan halkının özgürlüğünde görüyorum” diyen Haki Karer, herkesten daha önce Kürdistan’a giderek örgütlenme çalışmalarına başlamış ve öncülük rolünü oynamıştır. Onun içindir ki, kontrgerilla tarafından hedef haline getirilerek 18 Mayıs 1977’de Antep’te katledilmiştir.

Aslında, Haki Karer’in katledilmesi sadece o zaman ideolojik grup örgütlenmesi içerisinde olan Apocu Hareketin örgütlenme çalışmalarının engellenmesini hedeflememiştir. Aynı zaman da Kürdistan ve Türkiye toplumlarının kardeşleşmesini ve ortak mücadelelerini engellemek için gerçekleştirilmiştir. Çünkü sömürgeci TC devletini korkutan da Kürdistan ve Türkiye toplumlarının kardeşleşmesi temelinde kendi özgür iradelerine dayalı olarak kuracakları demokratik, komünal ve ortaklaşa bir yaşamın sahibi haline gelmeleriydi. Önder Apo ve Haki Karer arkadaşlığında da bunu görmüşlerdi.

Ancak, Önder Apo’nun, Haki Karer’in kaledilmesine verdiği karşılık, sömürgeci TC devletinin beklediği gibi olmadı. Aksine Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin anılarına olduğuna gibi bir kararlaşma içerisine girmesine neden oldu ve onu daha örgütlü bir temel de Kürdistan ve Türkiye toplumlarının kardeşleşme mücadelesinin sahibi haline getirdi. Bugün Kürdistan ve Türkiye’de gelişen özgürlük ve demokrasi mücadelesi de bunun bir sonucu olarak gerçekleşti.

İçerisinden geçmekte olduğumuz süreçte sömürgeci faşist TC devletinin artan saldırılarının nedeni de, bu gerçeklik oluşturmaktadır. TC devleti, Kürdistan ve Türkiye toplumlarının kardeşleşmesinden ve birlikte oluşturacakları demokratik, komünal düzenin kendi sonunu getireceğini görmektedir ve o nedenle de bundan korkmaktadır. Türkiye toplumu içerisinde ırkçılığı, Kürt düşmanlığını geliştirmesinin, tahrik etmesinin nedeni de yine bu gerçeklik oluşturmaktadır. Eğer Türkiye toplumunu, Kürdistan toplumuna düşman haline getirmeyi başarırsa, amacına ulaşacağını düşünmektedir. Onun için de, her türlü yol ve yönteme başvurmaktan geri kalmamaktadır.

24 Haziran 2018 tarihinde gerçekleşeceği açıklanan seçimleri de bu amaç doğrultusunda kullanmaktadır. Dikkat edilirse seçimler normal süresinden bir buçuk yıl erkene alınmıştır. Kürdistan halkı içerisinde bir avuç işbirlikçi hain dışında hiç bir bağları kalmamış ve işgalci oldukları her yönüyle tehşir olmuştur.  Askeri anlamda başarısızlıkları, ekonomik- siyasal krizin giderek daha fazla ağırlaşması ve toplumun artan tepkisi karşısında, oturdukları koltukta daha fazla kalamayacaklarını görmüşlerdir. Seçimleri erkene almayı da, iktidar koltuğundaki ömürlerini bir süre daha uzatmak için tek çare olarak görmüşlerdir.

Sömürgeci TC devletinin oynamak istediği bu kirli oyunu boşa çıkarmak Kürdistan ve Türkiye toplumlarının kendi elindedir. Bundan yaklaşık yarım asır önce Kürdistan’da ve Türkiye’de bunun nasıl başarılacağı, büyük bedeller ödeme pahasına da olsa ortaya konulmuştur. Apocu hareketin ortaya çıkışıda bunun nasıl başarılacağının yolunu göstermiştir. Böylesine anlamlı ve onurlu mücadele de İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer; görüş, mücadele, yaşam ve şahadetleriyle Kürdistan ve Türkiye devriminin öncüleri olarak tarih ve haklar nezdinde rollerini oynamışlar, görev ve sorumluklarını yerine getirmişler ve hala da getirmeye devam etmektedirler.

Bugün Kürdistan ve Türkiye Toplumlarının devrimlerinde bu şekilde yer edinmiş olan; İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer’in şahadetlerinin yeni bir yıl dönümünü de bu bilinçle karşılamış bulunuyoruz. Bu Kürdistan ve Türkiye toplumlarının, yoldaşlarının önlerine de yeni görev ve sorumluluklar koymaktadır. Bunların başında da, Kürdistan ve Türkiye toplumlarının kendi irade ve gönüllüklerine dayalı olarak sağlayacakları kardeşleşme ve sahibi haline gelecekleri özgür, demokratik, komünal ortaklaşa bir yaşamın oluşturulması yönünde atmış oldukları o adımları menziline ulaştırmak gelmektedir. Kuşkusuz bu doğrultuda büyük adımlar atılmış ve mesafeler kat edilmiştir. Ancak bu yetmemekte ve sömürgeci faşist TC devletinin şiddetli saldırılarıyla karşılaşmaktadır. Bunların da boşa çıkarılması ve birer engel haline gelmelerine müsade edilmemesi gerekmektedir. Bunun koşulları ve imkanları da vardır.

24 Haziran 2018 seçimleri de bu temelde değerlendirilmelidir. Sömürgeci faşist TC devletinin günümüzdeki adı olan Erdoğan- Bahçeli faşizminin Türkiye toplumunu, Kürdistan toplumuna düşman haline getirmeyi hedefleyen kirli oyunları boşa çıkarılabilmelidir. Böylece İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer’in önünü açtıkları halkların kardeşleşmesi yolunda daha güçlü adımların sahibi haline gelinerek, onların anılarına olan bağlılığın gerekleri yerine getirilmiş olacaktır.

Cemal Şerik

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html