09 Aralık 2009 Basın Özetleri
Basın Bültenleri / 09 Aralık 2009 Çarşamba Saat 18:54
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesinin PKK’ye ilişkin ayrıntıları belli oldu.

ABD 3 predatoru Türkiye'ye verecek-ANF

ANKARA - Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesinin PKK’ye ilişkin ayrıntıları belli oldu. Hürriyet’ten Berberoğlu, ABD’nin 3 insansız hava uçağı vereceğini, Star gazetesinden Tayyar PKK ile mücadelede Kürt yönetimine yeni rol verilebileceğini belirtirken, Sabah gazetesi DE ziyaretten elde edilen ‘en önemli kazanımın istihbarat’ desteği olduğunu yazdı.

Erdoğan ve Obama, Washigton'da yaklaşık iki saat süren görüşmesinin ayrıntılarında Washington yönetiminin PKK’yle savaşta Türkiye’ye istihbarat desteğiyle birlikte 3 adet insansız hava uçağı predatorun vermesine yeşil ışık yaktığı ortaya çıktı.

HÜRRİYET: MİLAT PREDATOR’LAR

Hürriyet Gazetesi’nden Enis Berberoğlu’nun haberinde, Obama yönetiminin, PKK ile mücadele konusunda kritik bazı teçhizatın teslimine yeşil ışık yaktığı ve bu çerçevede Türkiye’nin ABD’den üç insansız hava aracı alımını planladığını yazdı.

Nitekim Irak ve Güney Kürdistan’da konuşlanan predator insansız hava araçları gerilla bölgelerinde düzenli devriye uçuşu yapıyor.

Öte yandan sızan bilgilere göre Erdoğan’ın Obama’dan PKK’nin yurtdışındaki finans kaynakları konusunda destek istediği belirtildi.

SABAH: EN ÖNEMLİ KAZANIM İSTİHBARAT PAYLAŞIMI

Sabah gazetesinin haberinde ise Washington ziyaretinde ‘en önemli kazanımın PKK'ye karşı istihbarat paylaşımı’ olduğuna dikkat çekildi.

Gazetenin diplomatik gözlemcilere dayandırdığı haberinde Bush'un 5 Kasım 2007'deki görüşmelerden sonra anlık istihbarat paylaşımı konusunda verdiği direktifin Obama tarafından da güncellenerek devam ettirilmesinin önemli olduğu ifade edildi. Gazetedeki haberde, "Şu anda Bush dönemine ilişkin çok sayıda başkanlık talimatı yürürlükten kaldırılıyor. Ancak PKK'ye karşı istihbarat paylaşımının yeni başkan tarafından da sürdürülmesi kararlığı bu görüşmenin en önemli kazanımlarından biri" ifadeleri yer aldı.

STAR: KÜRT YÖNETİMİNE YENİ ROL VERİLEBİLİR

Erdoğan’ın ziyaretini izleyen Star gazetesinden Şamil Tayyar ise Erdoğan’ın eski başkan Bush’la vardığı 5 Kasım 2007 tarihli Washington mutabakatının kapsamı genişletilerek güncellendiğini yazdı.

Obama Erdoğan görüşmesinde Türkiye’nin istediğini kopardığını belirten Tayyar, ‘’Eğer ABD sözlerini tutarsa, başbakanın ifadesiyle, 7 Aralık, Türkiye ve ABD arasında milat olacak. Daha somut ifadeyle PKK’nın tasfiyesinde ABD daha güçlü destek vermezse diğer alanlardaki dayanışma, iç kamuoyunu fazla heyecanlandırmaz. Başbakanın açıklamalarından edindiğim izlenim, bu konuda çok önemli sürprizler olabilir, kimse şaşırmasın. Eğer PKK, demokratikleşme sürecini baltalamaya devam ederse, hem ekonomik hem güvenlik açısından daha sıkı bir kıskaca alınabilir. Kandil’deki lider kadrosu paketlenip Türkiye’ye iade edilebilir veya Kandil’den kaçmak zorunda bırakılabilir. Bu noktada Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetimine yeni rol verilebilir. O nedenle, önümüzdeki ilk 6 ay çok kritik’’ ifadelerini kullandı.

AKŞAM: PKK KANDİL MAXMUR KONUSUNDA SOMUT İLERLEME YOK

Ziyareti izleyen diğer Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya’ya göre ise ‘en önemli kazanım ‘PKK’nin ortak düşmandır’ ifadesinin teyit edilmesi. Ancak Küçükkaya, PKK tasfiyesi, Kandil ve Maxmur konusunda somut bir ilerlemenin olmadığına dikkat çekerek, işbirliğinin devam edeceğini belirtti.

ERDOĞAN: SİL BAŞTAN YAPARIZ TEKRARI

Erdoğan, düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu'nun (GMF) Park Hyatt Oteli'nde düzenlediği toplantıda da istihbarat konusuna dikkat çekti.

Erdoğan, German Marshall Fund toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin ABD ile dengeli ve simetrik bir ilişki istediğini, bu çerçevede ‘’terör’’ ve istihbarat işbirliği alanında sürdürülen işbirliğinden memnun olduğunu belirtti.

ABD'nin desteğiyle PKK’ye karşı mücadeleye yeni bir ivme kazandırılacağını söyleyen Erdoğan, "Örgütün Kuzey Irak'taki varlığını sona erdirilmesi önemli. ABD, Türkiye, Irak 3'lü mekanizması bu kez başarılı olmalı. Türkiye'deki açılımın Irak'ın kuzeyindeki terör altyapısına etkisi olacaktır" dedi.

Konuşmasında Erdoğan ayrıca "Milli birlik ve demokratik açılım çalışmaları Irak'ın kuzeyinde terör örgütünün tasfiyesine yönelik olacaktır. İlk tablo hoş değildi. O tablonun tekrar olması halinde bu tür şeyler olursa biz sil baştan yaparız. Bunu askıya alırız’’ dedi.

 

Artık 'vatan sağolsun' demiyorlar-İSMET KAYHAN -ANF

HABER MERKEZİ - İki yıl öncesine kadar "devlet baba" felsefesine sahiptiler. Çatışmalarda ölen evlatlarının tabutuna sarılarak "vatan sağolsun" diyorlardı. Artık "vatan sağolsun" demiyorlar. Kimi savaşın kirli yüzüne dikkat çekiyor, kimi ‘kurşun sıkan da kurşun yiyen de evladımız’ diye haykırıyor

25 yıldır devam eden çatışmalı ortam, sadece ekonomik felakete yol açmadı. Aynı zamanda toplumsal yaşamda da büyük travmalar doğurdu. Bunu en çok hisseden toplumsal kesit ise anneler oldu. Yıllardır "devlet baba" felsefesi ile yoğrulan, her şeye "devlet bilir" mantığı ile yaklaşan, "yukarıda Allah'a aşağıda devlete itaat etmek gerekir" sözleri ile şartlandırılan asker ailleleri, son yıllarda savaşa karşı gösterdikleri tepkilerle kamuoyunun gündemindeler. Kimi "Hepimiz kardeşiz, bu neyin savaşı" diyerek savaşın kirli yüzüne dikkat çekiyor, kimi "Zengin çocuklarına bir şey olmuyor. Vatan garibanların vatanı" diyerek savaştan nemalanan tuzu kuru kesimlere dikkat çekiyor.

En son Tokat'ın Reşadiye İlçesi'ne bağlı Sazak Köyü yakınlarında düzenlenen baskında ölen yedi asker toprağa verilmek üzere memleketlerine gönderildi. Reşadiye’deki baskında ölen askerlerden Cengiz Sarıbaş'ın amcası Salim Sarıbaş savaşın sona ermesini isteyen bir etkili konuşma yaptı.

Cenaze töreninde konuşan Sarıbaş, "Karşımızda bir muhatap yok ki gidelim biz de mücadele edelim ve gerekirse hepimiz de şehit olalım. Artık bu anlamsız savaş sona ermeli. Ne olursa olsun bu savaşın bitmesi lazım, daha nice Cengizler böyle gider... Giden geri gelmiyor, ateş düştüğü yeri yakıyor. Ölen geri gelmiyor. Sadece başsağlığı dilemeyle, sadece ‘şöyle olmuş, şehitlerimiz böyle olmuş’ demekle olmuyor, yarın unutuluyor, unutulmasın. Savaşı yapanlar da bu ülkenin çocukları, ölenler de bu ülkenin çocukları, kurşun sıkanlar da bu ülkenin çocukları. Bu savaş niye yapılıyor. Boş anlamsız bir savaş. Artık bu anlamsız savaş sona ermeli” ifadelerini kullandı.

İşte son dönemlerde asker ailelerinin savaşa karşı gösterdikleri tepkiler şöyle:

OLAN BİZE OLUYOR

Bingöl'de Özel Harekat Taburu Komutanı Binbaşı Adil Karagöz, 2006 yılının Temmuz ayında Genç ilçesinde çıktığı bir operasyon sırasında mayının patlaması sonucu yaşamını yitirdi. Karagöz'ün Bingöl'de düzenlenen cenaze töreni ailesinin tepkisine neden oluyordu. Anne Fatma Karagöz, "Ben vatan sağ olsun demeyeceğim. Çünkü bugüne kadar hiçbir şey yapılmadı. Olan bize oluyor, ateş düştüğü yeri yakıyor. Öksüz kalan kuzularımıza ben şimdi ne diyeceğim, ne cevap vereceğim?" derken, baba Karagöz ise, "Akan kana dur diyen yok" diyerek sitemini dile getiriyordu.

ZENGİN ÇOCUKLARINA BİRŞEY OLMUYOR

Hüseyin Özdemir, 2006 yılının Ağustos ayında Gümüşhane'nin Şiran ilçesinde operasyondan dönüyordu. Bu sırada çatışma çıktı. Çatışmada Özdemir, Komando er Özkan Vural ile birlikte yaşamını yitirdi. Haber Mersin'de yaşayan Özdemir ailesini yasa boğdu. Er Hüseyin Özdemir'in babası Hızır Özdemir "Ölen de öldürülen de bizim çocuklarımız. Zenginlerin çocuklarına bir şey olmuyor. Bizim çocuklarımızı öne sürerek rant elde ediyorlar" diyerek tepkilerini dile getiriyordu. Hüseyin Özdemir’in teyzesi Meyrem Yücekaya ise, "Biz anlamsız ölümler için vatan sağolsun demedik. Bizim yüreğimiz yandı. Başkalarının yüreği yanmaması için annelerin çocuklarını askere göndermemesi gerekir. Ben çocuğumu askere göndermeyeceğim" diyerek annelerin bu anlamsız savaşa çocuklarını göndermeme çağrısı yapıyordu.

BÜYÜKLERİN ÇOCUKLARI DA DOĞUYA GİTSİN

Jandarma Er Deniz Yüzgeç, 2006 yılının Eylül ayında Van'ın Saray İlçesinde İran sınırına sıfır noktasındaki Korucan Köyü kırsalında devriye görevi yapıyordu. Çıkan çatışmada ağır yaralandı. Yaralı Jandarma Er Yüzgeç, Van Askeri Hastanesi'ne kaldırılmak istenirken yolda öldü. Yüzgeç'in İzmir’deki cenaze töreni ailesinin öfkesine sahne oldu. Baba İsmail Yüzgeç, yaşamını yitiren askerlerin politik oyunlara kurban gittiğini belirtiyor. Anne Ayfer Yüzgeç ise "Hakkımı helal etmiyorum" diye haykırıyordu. Acılı anne, "Almanya'dan geldi, bir ay sonra biz ona doyamadan hemen askere gitti. Ancak ben, vatan sağolsun demiyorum. Evladımı, vatana feda etmiyorum. Çünkü devlet benim oğlum için bir şey yapmadı. O koşarak askere gitti, ancak devlet ne çelik yelek, ne de zırhlı bir araç verdi, çok gördü. Devlet büyüklerinin de çocuklarını doğuya göndersinler. O zaman bizim acımızı anlarlar. Bu vatana değmedi oğlumu kurban etmek" diye konuşuyordu.

BİTİRİN ARTIK BU ACIYI

2006 yılının Eylül ayı çatışmaların şiddetlendiği aydı. Kürdistan’da sık sık sıcak çatışmalar yaşanıyor, asker ve gerilla yaşamını yitiriyordu. Ölen askerlerden biri de Uzman Çavuş Mustafa Dağ'dı. Dağ, Diyarbakır'ın Dicle ilçesinin kırsal kesiminde başlatılan operasyon sırasında arazideki mayının patlatılması sonucu yaşamını yitirmişti. Dağ'ın Tokat'ın Zile ilçesine bağlı Hacılar köyünde yaşayan annesi Şerife (70) ve babası Arif Dağ (75), oğullarının yaşamını yitirdiği haberini alınca sinir krizleri geçirmiş, anne hastaneye kaldırılmıştı. Ertesi gün düzenlenen cenaze töreni devlete yönelik tepkilere sahne olacaktı. Ağıtların yakıldığı evde, Dağ'ın eniştesi Dursun Kurunç, haberi aldıklarında inanamadıklarını beliriyor, şöyle konuşuyordu: "Biz Doğu'daki insanlarla kardeşçe geçiniyoruz, onlarla akrabalığımız var. Devletimize bağlıyız ama evlatlarımızın acısına artık dayanamıyoruz. Bitsin artık bu acı. Sayın Genelkurmay Başkanımızdan bu acıların bitirilmesini rica ediyorum. Bizim canımız yandı, başkalarınınki yanmasın. Kıbrıs savaşında dahi bu kadar kayıp vermedik. Çocuklar babasız büyüyecek. Yarın bu çocuklar 'Babam nerede?' dediği zaman ne olacak?"

OĞLUM ÇANAKKALE'DE SAVAŞMADI

Asteğmen Zeki Burak Okay, Hakkari'nin Çukurca ilçesinde askerlik yaparken yaşamını yitirmişti. Bu kayıp Bursa'da yaşayan Okay ailesinin çileden çıkmasına neden olmuştu. Cenazenin baba evine getirildiği sırada anne Neriman Okay, "Yavrumun öldüğünü tatilde mi öğrenecektim? Ben oğlumu asker olsun diye okutmadım. Yavrumu en iyi okullarda okuttum. Zorla askere aldılar. Oğlum sinek bile öldüremezken, 'insan öldürsün' diye dağa çıkardılar. Oğlum şehit değil, pisi pisinine öldü. Hakkımı helal etmiyorum" diyerek bağırıyor, "böyle olacaksa kimse çocuklarını askere göndermesin" diyor, baba Zezai Okay ise, "Vatan sağolsun, demeyeceğim" diye haykırıyor ve şöyle devam ediyordu: "Çocuk benim çocuğum, çocuğumu bu vatana helal etmiyorum. Benim evladım şehit değil. Çünkü savaşa gitmedi. Benim yavrum neden şehit değil biliyor musunuz? Çünkü benim oğlum Çanakkale'de savaşmadı. İnönü'de, Anafartalar'da savaşmadı benim oğlum. Benim oğlum ne olduğu belirsiz bir savaşın içinde. Adına 'savaş' diyenlere de lanet olsun. Benim çocuğum bir tek silah bile atmadı. Yazık değil mi bu ülkeye. Yazık değil mi bu memlekete. Yukarıdakilerin çocukları buralarda askerlik yapmıyor. Hiçbirininki yapmıyor. Tayyip Erdoğan'ınkiler de yapmıyor. Ama bizim çocuğumuz ölüyor işte..."

HAKKIMI HELAL ETMİYORUM

Çağlar Cambaz, Hakkâri Yüksekova Yeşiltaş Jandarma Karakolu Komutanı üsteğmendi. 7 Ağustos 2007'de Hakkari'de mayına basarak yaşamını yitirdi. Üsteğmenin babası inşaat ustası Hayrettin Cambaz, cenaze töreninde "Hakkımı helal etmiyorum" diye bağırdı. Daha sonra Sabah gazetesine konuşan baba Cambaz, "Şehitlik sadece yoksulların kaderi mi?" diye sordu. Oğlunun halkla iletişim kurmak için Kürtçe öğrenmek istediğini söyleyen Hayrettin Cambaz, "Giderken yanında Kürtçe sözlük götürdü. 'Kürtçe öğreneceğim ve o insanlara bir şeyler anlatacağım' diyordu. Güneydoğu ihmal edildi" dedi. Cambaz, devlete duyduğu öfkeyi "Şehitlik sadece yoksulların kaderi mi? Duyarsız bir millete hakkımı helal etmiyorum. Belki duygusal konuşuyorum ama içimden gelenleri söylüyorum. Bir evladım daha olsa askere göndermem. Şehit babası olarak onur duyuyorum ama itirazımı söylüyorum" şeklinde konuştu.

ASKER ANNESİNİ YIKAN BAKAN

Gerillaların düzenlediği Oramar eyleminden sonra 8 asker esir alınmış, tüm gözler askerlere çevrilmişti. Askerler daha sonra PKK tarafından sağ salim ailelerine teslim edildi. Ancak devletten rehin düşen askerlere yönelik zehir zemberek açıklamalar geliyordu. Bunlardan biri de dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'di. Şahin, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hiçbir mensubu böyle bir duruma düşmemeliydi. O gece o teröristlerle birlikte gitmiş olmalarını içime sindiremedim. Kurtulmuş olmalarından fazla sevinç duymadım'' deyince asker ailelerinin hedefi oldu. 6 Kasım 2007 tarihinde esir düşen askerlerden Denizlili piyade er Fatih Atakul'un annesi Aynur Atakul bakana sert tepki göstererek şunları söylüyordu: "Bakan Bey, öyle konuşacağına keşke beni alnımdan vursaydı. Oralarda asıl ölenler analar. Şehitler için bir iki gün gözyaşı dökülüyor o kadar. Analar öyle mi? Konuşmak bakana kolay geliyor. Benim anam öldü, beni öldürseler de fark etmez. Ama benim oğlumun anası yaşıyor."

VATAN GARİBANLARIN VATANI

Komanda er Ferdi Sefa Kılıç, Kılıç ailesinin tek erkek çocuğuydu. Hakkari’de askerliğini yaparken Ekim 2008 yılında Hakkari'de çıkan çatışmada öldü. Cenaze günü kameraların karşısına çıkan baba Yaşar Kılıç, "Vatan sağolsun diyorum ama vatan garibanların vatanı" diyor ve şöyle devam ediyordu: "Bizim ocağımıza ateş düştü. Başbakan ise hamdolsun diyor. Oğlunu Amerika´ya gönderiyor. Kendi menfaatleri için Irak´a gidip görüşüyor. O da oğlunu askere gönderseydi. Olan garibanın oğluna oluyor."

 

DTP’yi kapatma davası görüşmeleri 2. Gününde-ANF

ANKARA - Anayasa Mahkemesi, DTP'yi kapatma davasının ikinci gün görüşmelerine başladı.

Anayasa Mahkemesi heyetinin davaya ilişkin dün yaptığı ilk gün müzakeresi yaklaşık 12 saat sürmüştü.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, dünkü toplantının ardından yaptığı açıklamada, cuma gününden önce bir kararın çıkmasının mümkün gözükmediğini söylemişti.

 

Şırnak'ta gerilla kıyafetli kontralar dolaşıyor-ANF

ŞIRNAK - Şırnak'ta Hançer Timi olarak bilinen kontra bir grubun Gabar Dağı'nda ve çevre köylerde gerilla kıyafetleri ile dolaştığı belirtiliyor.

Şırnak'ın Beytüşşebap İlçesi'nde 2 DTP'linin öldürülmesiyle gündeme gelen Hançer Timi'nin kentteki faaliyetlerini sürdürdüğü belirtildi. Hançer Timi'nde yer aldıkları belirtilen "Hasan Altun, Atar Altın, Abdullah Güngör, Yunus Güngör, Mehmet Anık, Şefik Vural Akçay, İbrahim Atak, Cehver Suhran" adlı korucuların gerilla kıyafetleri giyerek Gabar Dağı ve çevresindeki köylerde dolaştıkları kaydedildi.

 

Açlık grevi 40. gününde sona erdi-ANF

ŞAM - Suriye’nin başkent Şam’daki Edra cezaevinde 30 Ekim günü 300 PYD ve PKK’li tutsağın başlattığı açlık grevi 40’ıncı gününde sona erdi. PYD, yetkililerle yapılan görüşmelerin ardından greve son verildiğini bildirdi.

Edra cezaevinde tutukluluk koşullarının düzeltilmesi ve aile görüşlerinin sağlanması için 30 Ekim’de başlayan açlık grevi dün sona erdi. Demokratik Birlik Partisi PYD, yaptığı bir basın açıklaması ile eylemin 40. gününde son bulduğunu duyurdu.

PYD, tutsakların hapishane yetkilileri ile yaptıkları görüşmeler sonucunda eylemlerine son verme kararı aldıklarını bildirdi. PYD konuya ilişkin detaylı açıklamayı önümüzdeki günlerde yapacaklarını bildirdi. Tutsakların sağlık durumu hakkında bilgi alınamadı.

300 tutsağın başlattığı açlık grevinde Güneybatı Kürdistan başta olmak üzere Kürdistan’ın dört parçası ile yurt dışındaki Kürtler tarafından destek eylemleri yapılmıştı. Belçika, İsviçre, Almanya, Avusturya, Yunanistan ve Kıbrıs'ta kitlesel gösterilerle tutsaklar üzerindeki baskılar kınanmıştı. Ayrıca dayanışma grevleri de birçok kentte yapıldı. Kürt sanatçılar da İsveç'te eylemciler ile dayanışma amaçlı bir konser düzenlemişti.

 

Iğdır'da polis saldırısı ardından çatışmalar başladı-ANF

IĞDIR - Iğdır'da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın cezaevi koşullarını protesto etmek amacıyla yapılan basın açıklaması sonrası yürüyüşe geçen kitleye, polis saldırıda bulundu.

Iğdır'da aralarında DTP yöneticileri ve belediye çalışanlarının da bulunduğu yüzlerce kişi, Öcalan'ın cezaevi koşullarını protesto etmek amacıyla Şehir Stadı önünde kitlesel basın açıklaması yaptı. "Öcalan savaş ve barış gerekçemizdir", pankartının açıldığı açıklamayı DTP İl Başkanı Ahmet Barbaros yaptı. Öcalan üzerindeki tecrit uygulamalarını kınayan Barbaros, AKP hükümetine de çağrıda bulunarak "İçine girdiğiniz tehlikeli oyundan vazgeçin dedi. Barbaros, "Kürt halkı tarafından önder olarak kabul edilen Sayın Öcalan üzerindeki tecrit ve izolasyon uygulamaları derhal son verilmelidir. Eğer çözüm isteniyorsa Kürt halkının temsilcileriyle masaya oturulması gerekiyor" dedi.

Açıklamadan sonra grup, "Öcalansız dünya başınıza yıkarız", "Katil Erdoğan", "Bijî Serok Apo", "PKK halktır halk burada" sloganlarını atarak kent merkezine doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşe geçen kitleye polis gaz bombası ve tazyikli suyla saldırıda bulundu Polisin saldırısı ile birlikte sokaklar savaş alanına döndü. Polis olaydan sonra DTP İl binasını ablukaya alırken, kentteki olaylar sürüyor.

 

PKK'li tutsaklar: Açlık grevinden dönüş yok-ANF

SİİRT - Siirt E Tipi Cezaevi’ndeki PKK ve PAJK'lı tutsaklar, başlattıkları açlık grevinin talepleri kabul edilene kadar süreceğini açıkladı.

Siirt E Tipi Cezaevi'ndeki PKK ve PAJK'lı tutsaklar tarafından yapılan açıklamada, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın ölüm kuyusu bir hücreye konulduğu hatırlatılarak, bunda CPT ve uluslar arası hukuk gözlemci kuruluşlarının payının büyük olduğu belirtildi.

Açıklamada, başta CPT gibi uluslar arası kuruluşlar olmak üzere ilgili sorumlular bu yanlıştan derhal vazgeçerek Öcalan’ın koşullarını iyileştirmeye davet edildi.

Halkın aynı taleple “onurunu koruma temelinde” gerçekleştirdiği eylemleri selamlayan tutsaklar,1 Aralık gününde 5 kişi ile başlattıkları süresiz açlık grevini hatırlatarak şunları belirtti: "Taleplerimizi kurum ve kuruluşlara yazılı olarak iletmiş bulunuyoruz. Direnişimizi taleplerimiz kabul edilene kadar sürecektir. Barış ve demokrasiden yana olan herkesin halkımızın bu onurlu direnişine destek olma çağırısını yapıyoruz."

 

ABD, DTP’nin temsilcilik talebini kabul etti-ANF

ANKARA - ABD’de, Washington’da temsilcilik açmak isteyen DTP’ye olumlu yanıt verdi. DTP kapatılmazsa, temsilcilik bürosu yılbaşında açılacak.

DTP’nin Washington’da açmak istediği temsilciliğe ABD’li yetkililerden olumlu yanıt geldi. ABD Adalet Bakanlığı’ndan DTP’ye gönderilen yazıda, temsilciliğin resmi olarak açılabileceği belirtildi.

DTP Dış İlişkiler birimi de partilerinin kapatılmaması durumunda yılbaşında Washington’da temsilcilik bürosunu açacaklarını belirttiler.

 

Ahmet Türk: Açılımdan dönüş yok-Taraf

Anayasa Mahkemesi’nde partisiyle ilgili dün görülmeye başlanan kapatma davasını “Karar olumlu çıkarsa siyasi darbe olur” sözleriyle eleştiren DTPlideri Türk, hükümetin açılımına ise sahip çıktı. Türk “Açılım sürecek. Geri dönüş yok. AKP olsa da olmasa da Türkiye barışa kavuşacak” dedi. DTP lideri, “Açılım bitti” diyen Ayna ile ilgili soruları yanıtsız bıraktı. Grup Başkanvekili Kışanak ise Tokat’taki saldırının, kapatma davası ve Erdoğan-Obama görüşmesiyle çakışmasına dikkat çekti.

Anayasa Mahkemesi’nin DTP davasını esastan görüştüğü sıralarda DTP Grubu da Meclis’te toplandı. Toplantının girişinde Ahmet Türk ve Emine Ayna soruları yanıtlamazken, partide çatlak oluştuğuna yönelik sorular DTP’li milletvekillerini sinirlendirdi. Kapatma kararı çıkarsa dünkü toplantı DTP’nin son toplantısı olacağı için yoğun ilginin olduğu toplantı veda havasında geçti.

Toplantıda Avrupa Sosyalist Partisi Başkanı Poul Nyrup Rasmussen’in gönderdiği destek mesajı da okundu.

Kapatma siyasi darbe olur

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk konuşmasında Anayasa Mahkemesi’nde görülen DTP’nin kapatılma davasının Türkiye demokrasisi açısından bir sınav olduğunu belirterek, “Kapatma yönünde bir karar çıkması halinde, bu siyasi bir darbe niteliği taşıyacaktır. DTP’yi kapatmak Kürt sorununda çözümsüzlükte ısrar olacaktır” dedi.

Türk, Emine Ayna’nın “Taban dağa çıkmamızı istiyor” sözlerine de yanıt verircesine demokratik siyaset ve barış mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini kaydetti. Açılımda cesur adımlar atamayan hükümet yetkililerinin DTP’yi suçladığını belirten Türk, “Sanki ‘açılım yapacaklarmış da biz izin vermemişiz’ gibi çarpıtmalarla kamuoyunu yanıltmaya çalışıyorlar” dedi.

‘Dava demokrasi sınavıdır’

İki yıldır bekleyen kapatma davasının hassas ve kırılgan bir süreçte gündeme alındığını kaydeden Türk, şunları söyledi: “Bu öyle bir dava ki, karar ülkemizi önemli bir demokrasi sınavından geçirecektir. Bütün sindirme politikalarına karşın DTP, çizgisinden sapmamış, kararlı durmuştur. Bu kararlı duruşunun bir sonucu olarak bugün, bir kez daha bedel ödemeyle karşı karşıya bırakılmıştır. Çünkü demokrasi bedel ister, cesaret ister. Biz de amansız bir demokrasi ve barış mücadelesinin neferleri olduk. Temsil ettiğimiz halk adına, demokrasi adına ne talep ettiysek, yok sayıldı, çarpıtıldı. DTP hiçleşsin, vesayet rejimine diğerleri gibi alışsın, evcilleşsin istendi. Buna itiraz edince yargısıyla, ordusuyla, medyasıyla, iktidarıyla, muhalefetiyle, bir bütün olarak sistem üzerimize geldi.” Partilerinin kapatılması halinde parlamentoda olmalarının bir anlamı kalmayacağını söyleyen DTP lideri, kapatılırsa demokrasi mücadelesini halk ve demokrasi güçleriyle birlikte sürdüreceklerini söyledi.

Zamanlama manidar

Öte yandan DTP Grup Başkan Vekili Gültan Kışanak, kapatma davasıyla ilgili “Biz 15 yıl sonra dönüp dönüp DTP için günah çıkartacağımıza, bugünden demokrasinin gereklerini yapmamız gerekir diye düşünüyorum” dedi. Kışanak şöyle konuştu: “Türkiye demokrasisi adına Türkiye’deki sorunları çözmek ve kendimizi aydınlık bir geleceğe taşımak adına partilerin kapatılmaması gerekir. Bugün 15 yıl önce DEP milletvekillerine hapis cezasının verildiği gün. Kapatma davasının da böyle bir güne denk getirilmesinin manidar olduğunu düşünüyorum.”

 

‘33 asker’ şüphesi-Taraf

Tokat’ta yedi askerin şehit edildiği saldırıya AKP ve DTP’den ortak tepki geldi: Bu provokasyon, 1993 Bingöl Katliamı’nı hatırlatıyor

Tokat’ın Reşadiye ilçesinde yedi erin şehit olduğu saldırıyı değerlendiren siyasiler, saldırının provokasyon olduğu ve arkasındaki güçlerin mutlaka ortaya çıkarılması gerektiği görüşünde birleşti.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Tokat’taki üzücü olayı kimin gerçekleştirdiği konusunda henüz bir bilgiye ulaşamadıklarını söyledi. Başbakanlık Merkez Binası’nda İsveçli gazetecileri ağırlayan Arınç şöyle konuştu: “Olay araştırılıyor, PKK olabileceği gibi o bölgede geçmişten beri faaliyet gösteren bir örgüt de olabilir. Kim yaparsa yapsın bu bir suikasttır. 6-7 aydır PKK terörü olmamıştı. Çatışmazlık vardı. Bu olayın yeri ve zamanlaması ilginç geldi araştırıyoruz.”

Taraf’a konuşan AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ise “O bölge bir zamanlar Ergenekon Davası’nda yargılanan bazı sanıkların üssü halindeydi. Bu nedenle, kalleşçe yapılan bu saldırının arkasında, önünde ne varsa mutlaka ortaya çıkarılacak” dedi.

Tokat olayı Bingöl’ü hatırlatıyor

Çelik şöyle devam etti: “Bu saldırının yeri ve zamanlanması son derece düşündürücü. Saldırılarla ilgili birçok şüphemiz var. Onları dört bir taraftan araştırıyoruz. Bu ülkede ne zaman demokrasiye ve barışa yönelik bazı hamleler yapılsa, bir dolu provokasyon eylemi meydana gelmiştir. Bir sürü örnek var. 1993’de Bingöl’de 33 erin şehit edildiği süreci düşünün. Hala karanlıkta. Bugün de Tokat’ta yaşanan bu vahşet, bize o günleri hatırlatıyor.”

Türk: Saldırı karanlık

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Tokat’ta askerlere yönelik düzenlenen saldırının “karanlık bir provokasyon’’ olduğunu ve bir an önce açığa çıkarılması gerektiğini söyledi. Türk, “Ne yazık ki aylardan sonra bizleri tarifi imkansız acılara boğan, yüreklerimizi dağlayan gencecik yavrularımızın ölüm haberlerini, yine duymaya başladık’’ dedi. Tokat’taki saldırıyı Bingöl’de 33 erin öldürülmesi olayına benzeten Türk “Askerlerimiz için, yüreklerimiz parçalandı. Anne ve babaları şahsında tüm yurttaşlarımızın acılarını paylaşıyorum. Bütün çabamız, bir an önce bu gözyaşlarına son vermek” dedi.

Ergenekon’dan başka çete aramaya gerek yok

USAK Başkanı Sedat Laçiner: PKK’nın ve Ergenekon’un amaçlarının çok farklı olduğunu düşünmediğim için, şu tarihten itibaren bu tarz eylemeleri kim yaparsa yapsın provokasyon olarak nitelendiriyorum. Ergenekon dururken başka bir çete aramaya gerek yok. Bu yüzden Tokat’taki saldırıyı hangi grubun gerçekleştirdiğinin çok da bir önemi yok. Ergenekon’un pek çok terör örgütüyle ilişkileri bir bir ortaya çıkarılıyor. Ellerindeki kanıtın hakkını vermeyenler yeni kanıt aramasınlar. Sokaktaki eylemlere, dağdan gelen çatışma haberlerine ve DTP kapatma davasına bakarak açılım sürecinin tekerinin kırıldığını söyleyebiliriz. Zira bu işin iki sigortası vardı ve o iki sigortad a atmıştır. Bunlardan biri ’nın sivil toplumla bağlarının kesilmesini amaçlayan KCK operasyonlarıydı. Bu operasyonlar kesildi. Açılımın ikinci sigortası olan Ergenekon Davası’nın da ne kadar sıkı tutulduğu ortada. O belgenin altında ıslak imzası olan Albay Dursun Çiçek hala dışarıda. Bu zemin üzerinde artık yürünemez. Açılımın sürmesi isteniyorsa, dağda ve kentte eli silahlı insanların minimum düzeyde kontrol altına alınması ve stratejide çok radikal değişiklik yapılması şart.

 

Anlamsız çatışmayı durdurun-Taraf

Tokat'ta şehit düşen yedi asker dün törenle memleketlerine uğurlandı. Giresunlu şehit Cengiz Sarıbaş’ın amcası Salim Sarıbaş, CHP ve MHP’ye seslendi: Bu çok anlamsız savaş artık son bulsun.

Tokat’ın Reşadiye ilçesinde devriye görevi sırasında şehit düşen yedi askerin yakınları, 20 yılı aşkın bir süredir devam eden çatışmaların artık sona erdirilmesini istedi.

CHPlideri Deniz Baykal ve MHP lideri Devlet Bahçeli’ye seslenen şehit Cengiz Sarıbaş’ın amcası Salim Sarıbaş, “Savaşı yapanlar da, ölenler de kurşunu sıkanlar da bu ülkenin çocukları. Mutlak suretiyle Bahçeli ve Baykal’a çok görev düşüyor. Tarih bunları yazacak pişman olacaklar sonunda” dedi. Demokratik açılıma destek veren Sarıbaş, şöyle devam etti: “Bu savaş, çok anlamsız bir savaş. Bunun mutlaka bitirilmesi lazım. 25 senedir bu savaş nasıl bitmez? Demek ki silahla halledilmiyor, silahla bu iş çözülmüyor.” Taziyeleri İstanbul Bahçelievler’deki evinde kabul eden baba Talip Sarıbaş ise, oğlu ile en son saldırıdan bir gün önce telefonla konuştuğunu anlattı. Üzücü haberle birlikte şehit Er Ferit Demir’in memleketi Muş’un Malazgirt ilçesine bağlı Erence köyünde taziye çadırı kuruldu. Taziyeleri kabul eden şehit erin abisi ve Köy Muhtarı Mahfuz Demir, hükümete seslenerek, kanın durdurulması için bir an önce açılımın sonuçlandırılmasını istedi. Demir, “Keşke bu kan daha önceden durdurulmuş olsaydı. Bize yetişmemiş olsaydı” dedi.

Onların tuzu kuru

Terhisine 83 gün kala şehit olan Er Yakup Mutlu’nun babası Kazım Mutlu, başka çocukların ölmemesi için demokratik açılım sürecinin başarıya ulaşması gerektiğini söyledi. Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Örenkent’te oturan baba Mutlu, açılıma karşı çıktıkları için Baykal ve Bahçeli’ye tepki gösterdi. Mutlu, “Onların tuzu kuru. Nasıl olsa çocukları askere gitmiyor. Bunun için açılıma destek vermiyorlar. Bugün bir Yakup öldü, yarın başkası ölmesin” dedi.

“Operasyon var mıydı”

Adana’nın Yumurtalık ilçesine bağlı Sugözü köyünde oturan Uzman Çavuş Harun Arslanbay’ın (32) babası Hamdi Arslanbay, oğluyla hemen hemen her gün görüştüğünü belirterek, “Operasyon var mıydı, yok muydu? Bunu öğrenmek istiyorum. Vatan sağ olsun. Evladım şehitlik mertebesine ulaşmıştır. Olayın siyasi yönüne girmek istemiyorum. Devlet de bizim düşündüğümüz gibi düşünüyor. Kanı durdurmak için iyilikle yaklaşıyor. Ama böyle olmaz. Mersin’de 40-50 kişi yaktı, yıktı. Ver bunları polise jandarmaya. Ancak bu şekilde düzelebilir. Dağda teröristi kovalamakla bu iş bitmez. Bu acı bitmez. Yapacak bir şey yok, onları Allah’a havale ediyorum.”

Kuzum beni yaktın gittin

Jandarma Er Fatih Yonca’nın Hatay’ın İskenderun ilçesine bağlı Bekbele beldesi Orhangazi köyünde oturan acılı annesi, “Oğlum dünyada bir taneydi. Yavrum benim ciğerimi yaktın, ablama ne söyleyeceğim. Yanmış ciğerim. Ben oğlum 24 yıl kucağımda yatırdım. Tatile gidiyorum dedi. Beni buradan aşağıya indirmedi. Annem sıkılma buradan seni kurtaracağım dedi. Annem seni buralarda yaşatmam, dedi. Kuzum yaktın beni gittin” diyerek ağıtlar yaktı. Ordu’da yaşayan Jandarma Er Kemal Bide’nin annesi Dilber Bide, “Bunu yapanların anası babası yok mu? Onlar hiç acı görmedi mi? Ciğerlerim yanıyor, her gün beni arıyordu. Bir tek dün aramadı” diyerek feryat etti.

 

NYT'den kapatma davası yorumu!-internet haber

Dünyanı gözü DTP kapatma davasında... Merakla çıkacak sonuç bekleniyor. Bugün New York Times'ta davaya ilişkin bir yorum vardı.

Anayasa Mahkemesi’nin DPT hakkındaki davayı esastan görüşmeye başlaması, yurt dışında da dikkat çekti. New York Times gazetesi, davanın partinin kapatılması ile sonuçlanması halinde hükümetin “ülkenin Kürt azınlığı ile uzun bir süreden beri devam eden ihtilafı çözme çabalarının baltalanabileceğini” yorumunu yaptı.

NYT, “Türkiye, Kürt Partisine Yasağı Üzerinde Düşünüyor” başlıklı haberinde Türkiye’de DTP’nin kapatılması konusunun değerlendirildiğini belirterek, Anaya Mahkemesi’nin partinin kapatılması yönünde karar vermesi halinde hükümetin “ülkenin Kürt azınlığı ile uzun bir süreden beri devam eden ihtilafı çözme çabalarını baltalanabileceğini” diye yazdı.

Partinin kapatılması halinde 8 milletvekili dahil, 219 üyesinin beş yıllık bir siyaset yasağı ile karşı karşıya kalacağına işaret eden gazete, bu durumda DTP’nin de 1990 yıllarından beri yasaklanan çok sayıda Kürt partisinin sonuncusu olacağını belirtti.

ABD’li gazete, DTP’nin, şiddeti teşvik ederek ulusal istikrarı zedelemekle ve PKK ile işbirliğini yapmakla suçlandığını kaydederek, PKK ile ihtilafın şimdiye kadar 49 binden fazla insanın ölümüne neden olduğuna da dikkat çekildi.

PKK’nın Türkiye’nin yanısıra ABD ve AB tarafından “terörist” olarak ilan edildiği anımsatıldığı haberde şöyle devam edildi:

“Avrupa Birliği üyeliğini hedefleyen iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi, Kürtler ile ilişkileri normalleştirmek için çaba gösteriyor. Önerileri, Kürtçenin, medya ve siyasi kampanyalarda kısıtlama olmadan kullanılmasını ve ülkenin doğusundaki Kürt bölgelerinde kentlerin Kürt isimlerinin iadesini de içeriyor. Ancak Demokratik Toplum Partisi, Kürtlerin etnik kimliğinin Anayasa’da tanınması ve Türkiye’ye dönmek isteyen çoğu PKK üyeleri için af istiyor.”

NYT, Ankara Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mithat Sancar’ın DPT’nin kapatılması yönündeki bir kararın ancak PKK içerisinde şiddet yöntemlerini teşvik edenlerin elini güçlendireceği değerlendirmesine yer verdi. Haberde, Tokat’ta yedi askerin ölümü ile sonuçlanan saldırı olduğunda PKK tarafından gerçekleştirildiğinden şüphelendiğini ancak şimdiye kadar ne PKK’nın sorumluğunu üstlendiğini ne de hükümetin suçlamalarda bulunduğunu kaydetti.

Haberde DPT Genel Başkanı Ahmet Türk’ün saldırıyı gerçekleştirenleri kınayarak eylemin Kürt karşıtı hissiyatını körüklemeye yönelik olduğunu söylediğine de dikkat çekildi.

 

Gülen'den Cindoruk'a iki mektup-Habertürk

Cindoruk, Erdoğan'ı eleştirdi başbakan adayı olduğunu açıkladı. Cindoruk'a gelen iki mektup var ki şaşırtıcı!

Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, "demokratik açılım"ın başarısızlığa uğradığını iddia etti. Türkiye'nin bugün geldiği durumu ise "gayet vahim bir nokta" olarak değerlendiren Cindoruk, Bakan Atalay'ı ise istifaya davet etti.

Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeti Fatih Altaylı'nın hazırlayıp sunduğu Teke Tek programına katılan Cindoruk, "demokratik açılıma" sıcak bakmadıklarını söyledi. Cindoruk, "Hiçbir parti genel başkanı konuşmadığı halde görüşme talebini biz kabul ettik ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay'la konuştuk, fikirlerimizi söyledik. İlk başta umutluydum. Ama zaman ortaya koydu ki açılım yokmuş. Hadise bugün gayet vahim bir noktaya geldi. Plan başarısızlığa uğramıştır. Beşir Atalay istifa etmelidir. Çok iddialı bir projeydi. Belki yeni bir bakan çıkar, geride kalanları toparlar, en kötü ihtimaliyle ortalığı biraz yatıştırır diye düşünüyorum" dedi.

Cindoruk, şöyle devam etti: "Kürt açılımı deyimini biz düzelttik, demokratik açılıma çevirdik ama aslında Türkiye'de demokratik açılım olmaz. Türkiye'de Tayyip Erdoğan'ın demokratik açılıma gücü yetmez. Demokrasiyle ilgili düşünceleri ve uygulamaları da gerçekten vahim. Başbakan demokrasiyi bilmiyor."

Açılımın terör örgütünün izinde yürüdüğünü savunan Cindoruk, "Açılım terörün reklamını yaptı. Bu nedenle üzülüyorum" dedi.

DOMUZ DEĞİL SİYASİ GRİPTEN ÖLDÜLER

Başbakan Erdoğan'ın istifa etmek gibi bir huyunun olmadığını ifade eden Cindoruk, "Başbakan domuz gribi aşısından ötürü Sağlık Bakanı'nı azarlıyor. Domuz gribinden 300 kişi öldü. Bence onlar domuz gribinden değil siyasi gripten öldüler. Halk sağlığını korumakla mükellef bir başbakan böyle bir yanlışı nasıl yapar ve o başbakan nasıl başbakan kalır?" şeklinde konuştu.

ÖCALAN'IN LİDERLİĞİ SONA ERMİŞTİR

Abdullah Öcalan yakalandığında barışa yardım edeceğini söylediğini hatırlatan Cindoruk, PKK elebaşısının bu düşüncesinden vazgeçtiğini kaydetti. "Ne talep ettiğini çok muğlak bırakıyor" diyen Hüsamettin Cindoruk, "Benim anladığım kadarıyla Öcalan'ın liderliği sona ermiştir. Çünkü Kürt vatandaşlarımız arasında siyasi kültürü ve metodolojisi itibariyle muteber bir lider değildir. Buradaki hedefi bundan sonra zorla, tehditle, baskıyla ve silahla Kürdistan'ın bağımsızlığını değil, kendi bağımsızlığını sağlamak" şeklinde konuştu.

PKK TOKAT'TAKİ SALDIRIDA TAŞERON KULLANDI

Fatih Altaylı'nın, Tokat'ta meydana gelen ve 7 askerin şehit olmasıyla sonuçlanan saldırıyı hatırlatması üzerine ise Hüsamettin Cindoruk, "Reşadiye Amasya'nın kuzeyi ve o yol geçiş yoludur. Teröristler oradan geçer. Örgütün taşeron kullandığını zannediyorum. O askerler orada devriye görevi yapıyorlar. Bu bir katliamdır ve bu katliamı yapanların da insani duygusu yoktur" dedi.

1993'TE KEŞKE BAŞBAKANLIĞI KABUL ETSEYDİM

Cindoruk, "Genel Başkanlığını yaptığı DP'nin Başbakan adayı siz misiniz?" sorusu üzerine, "Daha önce yanlış kararlar vermişim. 1993'te Başbakan olmayı kabul etmeyişim bir hataydı. Tansu Çiller beni 3 defa aradı. Kabul etmedim. Keşke kabul etmeseydim. Türkiye'yi daha nötr idare ederdim. Hukuk reformu yapardım, belki de terör önlenirdi. Eğer partim benim dediklerimi yapar ve arkamda durursa Başbakan adayı benim" diye konuştu.

GÜLEN BANA 2 TEŞEKKÜR MEKTUBU YOLLADI

28 Şubat süreciyle ilgili olarak "28 Şubat süreci MGK kararıdır" diyen Cindoruk, Fethullah Gülen'in o dönemde kendisine 2 mektup yolladığını belirtti. Gülen'in müsaadesi olmadan bu mektupların içeriğini açıklayamayacağını da belirten Cindoruk, Gülen'in oldukça nazik bir insan olduğunu sözlerine ekledi.

MGK'da çoğunluğun askerde olduğunu belirten Cindoruk, "Bugün Yüksek Askeri Şura'ya Başbakan veya Bakanlar muhalefet şerhi koyuyor. Ben onlara soruyorum, hatta yazar çizerlere soruyorum. Ağa babaları masaların altındaydı ve onları biz masaların altından çıkarttık. Bu tarikatların cemaatlerin liderleri kimse, bir tek muhalefet yazısı yazdıklarını söylesinler" dedi

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

 

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.