İktidarın Sistemli Cinayet Politikası: İntiharlar
Araştırmalar / 19 Şubat 2020 Çarşamba Saat 08:19
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Toplum, kapitalist sistemin ve onun sürdürücüsü olan iktidarın çürüdüğünü, intiharların sebebi olduğunu biliyor.

Her ne kadar intiharlar psikolojik sebepler denilerek meşrulaştırılmaya ve intihar edenin yaşadığı toplumsal olayları, onu intihara yönelten maddi koşulları göz ardı ederek hedef şaşırtmaya çalışsalar da intiharların sebebinin kapitalist sistem ve iktidarın faşizan politikalar olduğu gerçeği ortadır. Türkiye’deki AKP iktidarı tarafından, toplumlar ölüme sürüklenirken, Erdoğan ve çocukları ise Saraylarında keyfü sefa içinde bir yaşam sürmektedır.

Kapitalist sistemin yarattığı dikta iktidarlarının uyguladığı toplumu ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, ötekileştirici, baskıcı, sömürücü ve ekonomik sömürü politikalarının sonucunda ortaya çıkan toplumsal kaos ile birlikte insanlar sistemli bir şekilde intihara sürüklenmektır. Evet sistemli bir şekilde diyorum çünkü çaresizliğin ve çıkışsızılığın içerisine itilen toplum ve emekçiler, örgütsüz bırakılarak bu sistem tarafından öldürülmektedirler. Yaşananlar bundan kaynaklı ölme durumu değil, öldürülmedir. “İntiharların” nedeni ise tek başına depresyon değil AKP-MHP iktidarının yürütğü politikalardır. 

AKP-MHP iktiarı toplumu Vergilerle, zamlarla, işsizlik ve daha fazla yoksullukla mücadele etmek zorunda bırakarak, amaçsız, umutsuz, yaşayan ölülere çevirmeye çalışmaktadır. 17 yıldır iktidardan olan ve toplumu, toplum olmaktan çıkartan faşist AKP iktidarı, toplumu yaşayan ölüler mezarlığına çevirmiş durumda. Kendini savaş, kaos ve ölümler üzerinde yaşatan kapitalizmin bir eseri olan şövenist AKP iktidarı için ne kadar çok ölüm ve savaş, o kadar çok ömrünü uzatma demek. İktidar bunu sistemli bir şekilde yürütmektedır.

 

Bütün ekonomi savaşa yatırılıyor

Nasıl mı? AKP iktidarı ilk olarak toplumu Beka algısıyla savaşa sürükledi. Ülkenin bütün ekonomisini tanga, topa, silan S-400’ler ve  F-16’lara yatırdı. Bütün ekonomiyi savaşa yatıran iktidar, İşçileri, memurları ve akademisyenleri ihraç etmeye başladı. Tarımı bitirirken, inşaat sektörünü batırdı. Ihraçlar ve işten atılmalar devam ederken, şirketler arka arkaya kapılarına kilit vurdu. İflaslar artmasıyla birlikte iş bulma arayışlarıda o kadar arttı. Tabi bunlar olurken, AKP-MHP iktidarı da boş kalmıyor tabi.  Doğa’yı katlederek kendi yandaşlarına iş alanları açıyor. Doğayı katlederken, oluşturduğu alanları ihaleler yoluyla kendi ailesi ve yandaşlarına veriyor. Faşist AKP iktidarı kazandığı belediyeleri aile şirketine çeviriyor. Ünüversite gençlerini hedef göstererek iş alanlarını daraltıyor. Bütün yatarımlarını sağ kolu olan Diyanet işlerine ayırıyor. Diyanet işleri Bakanı sahte fetvalar çıkartarak, toplumu dini yönde yönledirmeye ve uyuşturmaya çalışıyor ama kendine lüks araba almaktan da geri durmuyor. İmam Hatip okulları iktidar tarafından gözde okullar olarak gösteriliyor ve toplum ihvancı bir anlayışa sürüklenmeye çalışıyor.

 

Diyanet İşleri iş başında

Türkiye’de insanlar her gün zam haberleriyle uyanıyor. Tabi iktidar bunada bir kılıf bularak Diyanet İşlerini devreye koyuyor. Diyanet işleri Bakanı, şu açıklamayı yapıyor: “insanlar akşam üstü pazar aliş verişine çıksın daha ucuzdur. Öyle yaparlarsa geçim sıkıntılar olmaz ve din de israf haramdır şeklinde küstah bir açıklama yayınlıyor. Insanlar açlıktan ölüme doğru koşarken, iktidar ve yandaşları ise lüks araba, lüks ev, büyük ihaleler almakla meşgul bu sırada.

Kimin yaşamına son verdiği iktidarın ilgi alanı dışında kalıyor çünkü iktidar ve yandaşları ölüme de bir kılıf buluyor. Resmen yaşamlarına son veren insanları allaha karşı gelmekle suçluyor. Ve iktidar kendini orada da toplum nezlinde aklamaya çalışıyor. Faşist AKP-MHP İktidarı tarafından toplumun nasıl sistemli bir şekilde ölüme sürüklendiğini gösteriyor aslında.

Yine Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre; 2002 – 2018 dönemini kapsayan 17 yılda 50 bin 378 kişi hayatına son verdi. Verilere göre söz konusu dönemde, Türkiye’de her sene ortalama 2 bin 963, her ay 246, her gün 8 kişi intihar etti. Ben buna intihar demiyor iktidarın cinayetleri diyorum. Evet iktidar bunların katilidir. Ve bu hala cani katil işine devam ediyor.

 

Sadece son bir ayda yaşamına son verenler

Son olarak AKP iktidarının intihar adı altında katletikleri ise şöyle:

Konya’da evli ve iki çocuk babası kamyon şoförü 37 yaşındaki Mevlüt Çankaya maddi sıkıntılar nedeniyle Konya Kamyon Garajı’nda, kendisini kamyona asarak yaşamına son verdi.

Adem Yarıcı adlı bir işsiz, “Çocuklarım aç, iş istiyorum anlamıyor musunuz?” diyerek Hatay Valiliği önünde kendisini yaktı ve hayatını kaybetti.

İstanbul Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencisi Hakan Taşdemir, intihar ederek yaşamına son verdi. Taşdemir'in bir süredir iş aradığı ve borçlarının olduğu öğrenildi.

Şırnak'ın Cizre ilçesinde yüzde 76 zihinsel ve işitme engeli bulunan Nezir Kılıç isimli personel, kaymakamlık binasının 4'üncü katından aşağı atlayarak intihar etti ve yaşamını yitirdi.

5 Ocak 2020’de İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü 3. sınıf öğrencisi Sibel Ünli yaşamına son verdi. Ailesinin iki gün önce polise kayıp ilanı verdiği Ünli’nin cansız bedeni Samatya Sahili’nde bulundu. Ünli son paylaşımlarında, “Bir liraya karnımı doyurabilir miyim enter. Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var. Bir lira kırk kuruşmuş” ifadesini kullandı.

Meclis’in önünde “Açım, çocuklarım aç” diyerek kendisini yakmaya çalışan (ismini bilmediğimiz) bir işçi, “yasadışı eylem yapmak” iddiasıyla gözaltına alındı.

Bu ölümlerin hepsi bir ay içinde gerçekleşirken, İktidar ve yandaşları ise piskolojik, sorunlar diyerek işledikleri cinayetleri kamufule etmeye başlıyorlar. Evet bu ölümlerin tek nedeni diktatör Erdoğan ve AKP-MHP iktidarıdır. Kimse kendi yaşamına isteyerek son vermez. İktidar toplumu bu şekilde ölüme sürüklüyor aslında katlediyor.

 

Her intihar bir cinayettir

Ben yazımı 19. yy filozoflarından olan Friedrich Engels’ın ‘İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu’ eserinde yaşananları tanımlamasıyla bitereceğim..

Engels eserinde “Bir insan, bir başkasına ölüme yol açan bedensel bir zarar verdiği zaman buna adam öldürme diyoruz; saldırgan, vereceği zararın öldürücü olduğunu önceden biliyorsa o zaman buna cinayet diyoruz. Ama toplum, yüzlerce proleteri, çok erken yaşta doğal olmayan bir ölümle yani kılıç ya da kurşunla ölüm gibi zorba yollardan ölümle karşı karşıya geleceği bir konuma koyduğu zaman, toplumun o yaptığı bir bireyin yaptığı gibi ve aynı kesinlikle cinayettir; toplum binlerce insanı yaşamın gereklerinden yoksun bıraktığı, içinde yaşayamayacakları konumlara soktuğu -kaçınılmaz sonuç olan ölüm gelinceye dek o koşullarda kalmaya yasanın güçlü eliyle zorladığı- bu binlerce mağdurun yok olacağını bildiği ve gene de bu koşulların sürmesine izin verdiği zaman, toplumun o yaptığı, bir bireyin yaptığı gibi ve aynı kesinlikte cinayettir; örtülü, kasıtlı cinayettir; hiç kimsenin kendisini savunamadığı bir cinayettir; kimse katili görmediği için, mağdurun ölümü doğal göründüğü için cinayet gibi olmayan cinayettir; çünkü suç bir şeyi yapmaktan çok yapmamanın sonucudur. Ama cinayettir.”


Sara GULAN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.