Direnişin Hafızasıdır Halepçe
Makaleler / 16 Mart 2020 Pazartesi Saat 06:47
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yıl 16 Mart 1988. Çağımızın en acımasız olan kimyevi silahlarla yapılan bir saldırı ile binlerce Kürdistanlı ana, yavru, yaşlı, genç ve güzelim Kürdistan doğası yerle bir edildi. Vahşetin sınırlarını zorlayan bir saldırı. Kimsesiz olan bir halkın günlük olarak yaşadığı trajedilerinden sadece bir tanesi. Kan, barut ve ölüm adeta yaşamlarının bir parçası olmuş bir halkın ağlanacak öyküsü.

Öykü ağlanacak türdendir çünkü kapitalist çıkarlara peşkeş çekilerek yaşanan bir katliamdır.

Öykü ağlanacak türdendir çünkü Kürtler adına hareket eden hareketler başka devletlerle birleşerek başka sömürge bir devlete yönelerek katliama çağrı yapmışlardır.

Binlerce Kürt katledilirken sözde ileri insanlık kılını kıpırdatmayacak ve sessiz kalacaktır. Kürtlerin başına yağan kimyasal silahlar Avrupa menşeilidir. Bunun içinde Almanya, İngiltere, Hollanda ve cümle cemaat batı dünyası vardır.

Halepçe katliamı öncesi yani 1980’lı yıllarda batı özellikle de ABD Saddam’a arka çıkarak İran devletine saldırtmıştır. Bunun üzerine 8 yıl boyunca oldukça sert bir savaş İran ile Irak arasında yaşanmıştır. Yüz binlerce insanın katledileceği, ekonomilerin tarumar olduğu, emperyalistlerin bölgede daha fazla cirit atacakları bir savaşta kazananların sadece ve sadece emperyalistler olacakları açıktır. Başkalarının savaşlarını bu topraklarda başkaları adına yürütmek olsa olsa politik olarak ahmaklık ile işbirlikçilik olacaktır. Çağımızda buna ihanet diyorlar hatta kimisi hainlik diyor.

İran ile Irak savaşa kalkışmışken Kürtler güneyde o zaman Saddam’a karşı direnişe geçeceklerdir. Ancak YNK örneğinde görüldüğü gibi kendi gücüne dayanarak bir direniş yerine çoğu zaman Kürt tarihinde görülmüş olduğu gibi başka düşmanların yanına geçerek onların silahlarını alarak paralı bir lejyoner gibi savaşmaya kalkışmak sadece ve sadece felaket getirdiğini tarih hep şahitlik etmiştir.

Tarih; savaşacaksan kendi adına savaşacaksın der. Savaşacaksan kendi gücünü ve halkının gücüne dayanarak savaşacaksın der. Bunu yapmadığın an ve birilerine dayanarak birilerinin çıkarları için savaştığın an her türlü katliamlarla yüz yüze geleceğini de tarih bize göstermiştir.

Halepçe katliamı böyle oldukça dar, sığ, politik öngörüden uzak siyasetlerin uygulandığı ortamlarda vuku bulmuş bir katliamdır. Halepçe Katliamı İran-Irak Savaşı esnasında, Saddam Hüseyin'in, 1986-1988'de Irak'ın kuzeyinde Kürtlere karşı düzenlettiği El-Enfal Harekâtı adlı isyanı bastırma operasyonunun bir parçasıdır. Saddam Hüseyin'in 23 Şubat-16 Eylül 1988 tarihleri arasında El-Enfal Harekâtını şiddetlendirdiği dönemde Mart ayının ortasında İran ordusu Zafer-7 Harekâtı adlı genel taarruzu başlatmıştır. Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği'ne bağlı Peşmergeler de İran Ordusu ile işbirliği yaparak Halepçe kasabasına girerek isyana kalkarlar. Ve Saddam Hüseyin İran ordusunun ilerleyişini durdurmak için Irak Ordusunun Kuzey Cephesi Komutanı olan Korgeneral Ali Hasan al-Majîd al-Tikritî'ye-Kimyasal Ali lakaplı-zehirli gaz bombaları kullanmayı emreder. 16 Mart 1988'de zehirli gaz bombalarını taşıyan sekiz MİG–23 uçağı tarafından Halepçe kasabasına bombardıman düzenlenir. Halepçe’de 5.000'den fazla insanın öldüğü, 10.000'den fazla insanın da yaralandığı tahmin edilmişti. Ancak bu rakamının daha yüksek olduğu sonraları açığa çıkacaktı. İnsanlar üzerinde yarattığı tahribatlar halen bugün etkilerini sürdürüyor. Ne kadar süreceği de henüz kestirilemiyor. Kestirilemiyor çünkü halen bugün dahi yarattığı tahribatlar giderilmiş değildir.

Evet, 20. yy.da en vahşiyane bir şekilde yürütülen Halepçe katliamına bundan böyle bu tür katliamların önü nasıl alınır perspektifiyle bakmak, gelecekte olabilecekleri şimdiden görerek önünü alarak katliamların gerçekleştirilme ihtimalini zayıflatmak Halepçe katliamından çıkarılacak en önemli ders olmalıdır.

Dünya Katliama Göz Kırptı

Halepçe Kürtlerin dinmeyen acısıdır. Yarasıdır. Kürtlerin tarihinde çok daha büyük yaşanan acılar elbette vardır. Binleri çok çok aşan insanın katledildiği, yakılıp yıkıldığı olaylar dediğimiz gibi fazladır.

Ancak Kürtler için Halepçe farklıdır. Çünkü Halepçe daha dün herkesin gözü önünde, herkesin gözünün içine bakılarak yapılan bir katliamdır. Jenosittir. Halepçe’nin farkı budur.

Kürtler örneğin Dersim’de, Zilan’da çok önceleri Şehrezor’da, daha daha önce Magmoni’de dediğimiz gibi çok çok daha büyük katliamlarla yüz yüze gelmişlerdir. Dersim ve Zilan’ı dünya görmek istememiş, belki de dünyanın görmemesi için hem büyük çabalar harcanmış hem de bu olayları dünyaya yayacak imkanlar olmamış. Kürtler bu durumu asla ama asla hazmetmeseler bile bu durumu başkalarına anlatmayı bir türlü yukarıda dile gelen her iki durumdan dolayı anlatmakta zorlanmışlardır.

Ancak Halepçe böyle yaşanan bir katliam değildir. Halepçe Kürtleri çok derinden etkileyen ve ciğerlerini söküp alan bir katliamdır. Nedeni ise açıktır. Daha dün yapılmıştır, daha dün gerçekleştirilmiştir. Ve de dünyanın gözünün önünde yapılırken bile refleks gösterilmemiştir. Refleks göstermeyi bırakalım göz yumulmuştur. Üstü örtülmeye çalışılmıştır.

 

Halepçe Büyük Bir Jenosittir

Halepçe Katliamının üzerinden 32 yıl geçti. Ancak Halepçe hala Kürtlerin kanayan yarası olmaya devam ediyor. Katliamın yapıldığı sırada uluslararası alandan tepki gelmedi. O dönem Sovyetler Birliği, Batılı ülkeler ve Arap dünyasının tamamı Irak rejimini, İran’a karşı destekliyordu. Fransa sadece, nerede olursa olsun kimyasal silah kullanılmasını kınayan bir açıklama yaptı. BM, 26 Nisan 1988’de basit bir şekilde Irak ve İran’da kimyasal silahların kullanıldığını not etti.

Saddam’a hardal gazı satan Almanya ve Hollanda firmalarının yanı sıra, sözde İran karşıtı olan batılı ülkelerin çoğu Saddam’ı silahlarla donatarak sadece Halepçe değil, 182 bin Kürdün Enfal diye bilinen güya Kuran’ın bir ayetine dayandırılan ve İslam’ın küfür diye bilinen insanlardan temizleme hareketini uygulamasının tüm öldürücü tekniklerini vermişlerdi.

Başka bir dille dile getirecek olursak, Saddam’ı öldürücü bir silah haline getirenler batılı emperyal güçlerdi. Yine bu diktatörün katliamlarına kendi dar ve bencil çıkarları için gözlerini yuman reel sosyalist ülkeler olmuştur.

İşte Halepçe Kürtler için bu durumdan dolayı asla ama asla unutulmayacak bir jenosittir. Herkesin görüpte ses çıkarmadığı, göz yumduğu, karşı tavır almadığı, gizliden gizliye sevindiği, hele bir de haberleşme tekniklerinin bugünkü gibi olmasa bile oldukça gelişkin olduğu bir çağda yapılmış olmasını Kürtler unutmamıştır.

Halepçe bu bağlamda uluslararası hukukun Kürtleri en açık bir şekilde ret ettiğinin, yok saydığının en belirgin olayı olmuştur. Bunun için Kürtler Halepçe’yi unutmazlar. Belleklerinde silinmeyecek bir şekilde yerleştirmişlerdir.

 

Dün Halepçe, Bugün Şengal, Efrin ve Serêkaniyê

Kürt halkı tarih boyunca ülkelerini işgal eden sömürgeler tarafından birçok katliama maruz kaldı. 1938 Dersim, 1988 Halepçe, 2014’de DAİŞ’in Şengal’de Êzidîlere ve Kobanê’de yaptığı katliamlar, işgalci Türk devletinin 2015-2016 yıllarında Cizre, Sur, Nisêbîn’de, 2018’de Efrîn’de, 2019’da da Serêkaniyê ve Girê Spî’de yaptığı katliamlar Kürt halkının maruz kaldığı felaketlerin sadece birkaçı. Dün Saddam eliyle Kürtlere uygulanan katliamlar, bugün DAİŞ ve fikir babası Erdoğan tarafından uygulandı. Kürdistan şehirleri yakılıp yıkılarak talan edildi, Kürtler barbar katliamlara maruz kaldılar.

 

Halepçe Kürtlerin Direniş Gerekçesidir

Kürtler eğer inanılmaz bir şekilde direnişe geçmişler ise bir nedeni Halepçe’dir. Hukuksuzluğu, statüsüzlüğü aşmak için eğer Kürtler bu kadar direniyorlarsa bir nedeni yine Halepçe’dir. Ulusal arası yok saymaya karşı eğer Kürtler inadına ulusal birliğe sarılmak için direniyorlarsa bir nedeni Halepçe’dir.

Eğer Kürtler bugün demokratik ulus diyerek ulus devlet yapılarına karşı duruyorlarsa, nedeni uluslararası daha doğrusu kapitalist modernist kültürün halkları birbirine karşı bırakan düşmanlaştırma siyasetini Halepçe’de ve güncellenmiş haliyle Şengal, Efrin ve Serêkaniyê’de yaşadıkları içindir.

Özcesi Halepçe Kürtlerin büyük acı çektikleri bir katliam ve jenosittir. Ancak bunun yanında Halepçe Kürtlerin tarihe daha görkemli olarak çıkmaktan başka bir yollarının olmadığını, kalmadığını öğreten en büyük vicdan uyandıran katliamıdır.

Bunun için Halepçe’yi biz Kürtler sadece Halepçe olarak almıyoruz. Biz Halepçe’yi bu dünyaya Kürtlere bir statü elde etmeden yaşamanın her gün, her an Halepçe’lerin yeniden yaşanacağının bilincini edinerek, asla ama asla statüsüz yaşanmayacağını öğreten en büyük olayıdır.

 

Editörden

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html


TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.